İtalya Gezi Rehberi
VENEDİK
Venedik’te Büyük Kanal
17 Ocak 2026
“Avrupa’nın en romantik şehri” payesini gururla taşıyan bir kent Venedik. Kanalları, köprüleri ve mimari harikası binaları ile görenleri hayran bırakan, gözü ve gönlü hakkıyla doyuran…
San Giorgio Maggiore Kilisesi küçük bir ada üzerinde bulunuyor
Bu şehri ilk olarak 1989 yılında bir grup arkadaşla çıktığımız Avrupa turunda gezmiştik. Roma’yı gezdikten sonra gece Venedik’e gitmek üzere bindiğimiz tren hıncahınç doluydu. Öyle ki koridorlarda değil oturmak, ayakta durmak bile neredeyse imkânsızdı. Hayatımın bugüne kadarki bu en zahmetli yolculuğunda ayakta, kafamı pencereye dayayarak uyumaya çalıştığımı hatırlıyorum. Venedik’e iner inmez tren istasyonundaki ücretli duşlara kendimizi zor attık. Duştan sonra gençliğin verdiği enerjiyle gezmeye devam ettik. Günün sonunda Venedik’in albenisi bütün bu çileyi unutturdu.
36 yıl sonra aynı yerde. Venedik pek değişmemiş…
Venedik’e 2025 yılında eşimle yaptığımız İtalya gezisinde ikinci kez gittim. Tam 36 yıl aradan sonra. Uzun yıllardır Venedik’te yeni yapılaşmaya müsaade olmadığı için şehrin genel görünümünde bir değişiklik yoktu, ama galiba bu süre zarfında şehir suya birkaç santim daha batmıştı.
Büyük Kanal manzarası
Venedik (İtalyancası Venezia), Adriyatik Denizi’ndeki 118 adadan oluşan bir yerleşim. Adaların büyük çoğunluğunda yerleşim var. Venedik’in bazı mahalleleri ana karada yer alsa da öncelikle gezip görülecek yerleri adalar üzerinde bulunuyor. Şehrin ana merkezi ve turistik noktaları bu adaların en büyüğünün üzerinde yer alıyor. Ana karadan bu adaya inşa edilen bir köprü üzerinden hem karayolu hem de demiryolu ulaşımı sağlanıyor. Lakin bu araçlar adanın girişinde kalıyor, kanallar yüzünden daha ileriye gidemiyor. Bir başka deyişle Venedik’in tarihi bölgesinde araba yok.
San Marco Meydanı ve etrafındaki sembol yapılar
Venedik’i farklı kılan yönü, bu turistik adada 150 civarında kanal bulunması. Büyük bir “S” çizerek kenti ikiye ayıran Büyük Kanal’ın yanı sıra her attığınız adımda yeni bir kanala rastlıyorsunuz. Bu kanallar 400’ü aşkın köprüyle birbirlerine bağlanıyor. Aralarındaki kara parçalarına asırların imbiğinden geçmiş bir mimari anlayışı yansıtan son derece zevkli, estetik görünümlü binalar inşa edilmiş. Tabii burası bir lagün, yani karanın içlerine girmiş deniz alanı olduğu için zemin hiç sağlam değil, bir tür bataklık. Bu yüzden binaların çoğu ahşap kazıklar üzerine kurulmuş. Ahşap kazıkların tuzlu suyun içinde oksijenle temas etmediği için çürümediği, aksine taş gibi sertleştiği iddia ediliyor. Gerçekten de başka türlü yüzyıllar boyu bunca yükü taşımaları mümkün olmazdı.
Venedik’e girenleri ilk karşılayan San Simeon Piccolo Kilisesi
Bir şehir kurmak için bütün bu zahmete neden katlanıldığının gerisinde tahmin edileceği üzere güvenlik endişesi yatıyor. Kavimler göçü ve çeşitli kavimlerin saldırılarına karşı bölgenin o günkü sakinleri kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla 5. asırdan itibaren bu adalara sığınıyor ve şehri inşaya başlıyorlar. Bu vesileyle belirteyim, tarihi kaynakların çoğunda söz konusu kavimlerden “barbarlar” diye söz ediliyor ve Roma İmparatorluğunun zayıflayıp yıkılmasında “barbar akınları”nın etkisine atıfta bulunuluyor. Bu “barbarlar”ın başında da galiba Avrupa Hunları geliyor. Doğal olarak herkes tarihi kendi zaviyesinden yazıyor. Birinin “kahraman”ı öbürünün “barbar”ı olabiliyor, yapacak bir şey yok.
San Marco Bazilikası’nın ön yüzüne resmedilmiş Osmanlı tüccarları
Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra bölgede ortaya çıkan şehir devletleri içerisinde en güçlüsü Venedik Cumhuriyeti oluyor. Venedikliler özellikle 9. yüzyıldan itibaren Akdeniz’de büyük bir hâkimiyet sağlayarak Haçlı seferlerine de sağlam destek veriyorlar. İpek Yolu ve Akdeniz havzasındaki ticareti askeri güçle destekliyorlar. Hatta ticaretin güvenliğini sağlamak için Adriyatik kıyıları, Girit ve Kıbrıs gibi stratejik noktalarda üsler kuruyorlar. Böylece hatırı sayılır bir zenginliğe ulaşıyorlar. Başka coğrafyalarda elde ettikleri zenginliği Venedik’e taşıyarak burada kültür, sanat, mimari gibi alanlarda dikkat çeken eserler ortaya koyuyor, bir bakıma Rönesans’a ciddi katkı sağlıyorlar. Zamanla Osmanlı Devleti’nin en çetin rakiplerinden biri haline geldiklerini de hatırlatmam lazım. Venedik Cumhuriyeti yaklaşık 11 asırlık devrini 1797 yılında tamamlayarak tarih sahnesinden çekiliyor. İtalyan birliği sağlanınca da bu coğrafya, sakinleri ile birlikte İtalya Krallığı’na katılıyor.
Evlerin kapısında otomobil yerine tekneler
Yeniden günümüze dönelim. Anlaşılacağı üzere Venedik sular içerisinde bir kent. Her yıl birkaç milimetre suya batıyor ve kurtarılması için neler yapılması gerektiği ilgililerin zihnini epeyce meşgul ediyor. Sular yükseldiğinde evler, dükkânlar ve sokaklar sık sık su altında kalıyor. Yüzyıllar içerisinde bazı bölgeleri suya öylesine gömülmüş ki, evlerin kapıları doğrudan kanala açılıyor. Bazı evlerin sahipleri kapıya bir tekne bağlamış, dünyayla bağını bu sayede kuruyor. Suyun hayata bu denli hükmetmesi insanı endişelendirse de Venedik’in güzelliği bu yönünden doğuyor.
Cenaze taşıma aracı
Kentte bütün ulaşım deniz yoluyla sağlanıyor. Vaporetto denilen toplu taşıma teknelerinin bizdeki otobüs duraklarına benzer durakları var. Esnaf dükkânına malı tekne ile taşıyor, belediye çöplerini tekne ile topluyor, polis, ambulans, taksi, hepsi teknelerle iş görüyor. Son ziyaretimizde üstünde çelenk bulunan bir tabutun da kanalda tekneyle taşındığına şahit olduk.
Dar kanallarda gondol trafiği
Ulaşım araçları arasında biri var ki bunlar Venedik romantizminin sembolü sayılıyor: Gondollar. Dar kanallarda ulaşımı sağlayacak boyutlarda yapılan gondolların tamamı tek bir standartta imal edilmek ve siyah olmak zorunda. Gondolculuk da babadan oğula geçen ve katı kurallara bağlanan bir meslek.
Taksi durağı yerine gondol durağı
Çoğu zaman bir “serenat” eşliğinde yapılacak gondol turu bir Venedik klasiği. İlk seyahatimizde birkaç “sap” erkekten oluşan bir grupta romantizme yer olmadığı için biz gondol turu yerine tekne turu yapmayı tercih etmiştik. Tekne ile kanalları dolaşarak Lido Adası’na gitmiş, orada biraz vakit geçirdikten sonra dönmüştük. İngiltere’ye döndüğümüzde seyahatimi anlattığım İngiliz ev sahibim “Venedik’e gidilir de gondola binilmez mi” diye iğnelemede bulunmuştu. Sonraki seyahatimizde ise yağmur altında yapacağımız bir gondol turunun harcayacağımız zaman ve paraya değmeyeceğine hükmettik ve binmedik.
Venedik Karnavalı’nın sembolü maskeler
Venedik’te yaşamanın zorluklarından dolayı her geçen yıl yerli nüfus azalıyor, buna mukabil turistlerin sayısı artıyor. Şehrin her yeri gittikçe artan turist kalabalığı ile doluyor, fiyatlar ha bire yükseliyor, kamu hizmetlerini sunmak zorlaşıyor, vs. Dolayısıyla yerlilerin hayatı turistler yüzünden günden güne zorlaşıyor. Hal böyle olunca yakın bir tarihte bir tür “ayakbastı parası” uygulamasına geçildi. Yoğun mevsim ve günlerde tarihi bölgeye girmek isteyen ziyaretçiler eğer burada konaklama yapmıyorlarsa günlük 5 ila 10 Euro ücret ödemek zorunda.
San Marco Meydanı’nı çevreleyen yapılar
Venedik’in kalbinin attığı yer San Marco Meydanı (Piazza San Marco). Burası kentin hem dini hem de idari merkezi. En önde gelen sembolik yapılar meydanın bir kenarında yoğunlaşıyor. Diğer üç kenarı çevreleyen ve tamamı aynı mimaride inşa edilen binalar üniversite, kütüphane ve müze olarak kullanılıyorlar.
San marco Bazilikası önünde
Meydana bakan San Marco Bazilikası Bizans mimarisi ile inşa edilmiş, içiyle dışıyla son derece gösterişli bir kilise. Meydana ve kiliseye adını veren San Marco, yani Aziz Markos, en muteber sayılan dört İncil’den birini kaleme alan kişi. 9. yüzyılda iki Venedikli tacir San Marco’nun kemiklerini İskenderiye’den kaçırarak Venedik’e getiriyor. San Marco Venedik’in koruyucu azizi ilan ediliyor, kemiklerin gömüldüğü yere ise bir bazilika konduruluyor. Bir yangında bazilika kül olunca yerine 11. yüzyılda bugünkü San Marco Bazilikası inşa ediliyor.
Bu dört at heykeli İstanbul’dan hemşehrilerimiz
Bazilikanın giriş kapısının üstünde replikaları bulunan, asılları ise içeride sergilenen dört bronz at heykeli Haçlı seferleri sırasında yağmalanan İstanbul’dan getirilmiş. Yağmalanmayıp İstanbul’da kalsalardı başlarına ne gelirdi, orası meçhul.
Çan kulesi gösterişli bir yapı
Karşıdaki Çan Kulesi 100 metreyi bulan yüksekliği ve kiremit rengi görünümüyle şehrin alamet-i farikası gibi. Adriyatik bölgesinde Venedik Cumhuriyeti döneminde yapılan benzer çan kulelerinin en ihtişamlısı. Çok benzerini Hırvatistan’ın Rovinj kentinde görmüştük.
Dükler Sarayı
Bazilikaya bitişik konumdaki Dükler Sarayı (Palazzo Ducale) Venedik Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi ve seçimle devlet başkanı olan Doçe’lerin sarayı. Günümüzde müze olarak hizmet veriyor.
Ahlar ve vahlar…
Dükler Sarayı aynı zamanda mahkeme görevi yaptığı için burada yargılanarak mahkûm edilenler kanalın öbür yakasındaki cezaevine gönderiliyormuş. İki binayı birbirine bağlayan köprüden geçerken Venedik’e son kez bakıp derin bir “ah” çektikleri için bu köprüye Ahlar Köprüsü adı verilmiş. Efsane böyle, inananlar için…
Rialto Köprüsü
Köprüler içinde en meşhuru ve en gösterişlisi Rialto Köprüsü. Büyük Kanal’ın üzerindeki eski bir ahşap köprünün yerine 16. asırda taştan inşa edilmiş. Üzerinde iki sıra halinde, umumiyetle kuyumcu ve hediyelik eşya dükkânları yer alıyor. Dünyada üzerinde dükkân olan birkaç köprüden birisi imiş. Kanala bakan cepheler turistlerin yoğun ilgisi altında. Fotoğraf ve video çekebileceğiniz bir boşluk bulabilmek için birilerinin çekilip yer açması gerekiyor.
Türk Hanı
Büyük Kanal’a nazır Doğa Tarihi Müzesi estetik mimarisi ile dikkat çekiyor. Burası Venedikli bir ailenin kullanımı için 13. yüzyılda inşa edilmiş bir saray. Bu binayı bizim için anlamlı kılan yönü ise 17. ve 19. yüzyıllar arasında Türk Hanı (Fontego dei Turchi) olarak kullanılmış olması. O dönemde Osmanlı topraklarından gelen tüccarlar bu binada kalıp ticaret yaptıkları için bu ad verilmiş. Anlaşılıyor ki Venediklilerle sadece savaşlarda karşı karşıya gelmemişiz, epeyce alışveriş de yapmışız.
Venedik’te kanallar ve köprüler her yerde. Bu kule de Pisa’daki benzeri gibi eğilmiş.
Tahmin edileceği üzere Venedik’te görmeye değer çok sayıda eser var. Müzeler, kiliseler, saraylar, köprüler ve diğerleri. Lakin Venedik’in havasını teneffüs etmek için şehri çepeçevre kuşatan kanallar boyunca yürümek, labirent gibi sokaklarında kaybolmak, köprülerin üzerinde mola verip su üstünde süzülen gondolları seyretmeye ihtiyaç var. Birbirine bitişik inşa edilmiş ahşap panjurlu evler, kanalların güzelliği ve coşkusu ile şenleniyor. Kimi ancak bir insanın geçmesine müsaade edecek genişlikte sokakların bitiminde ise güzel sürprizlere hazırlıklı olmak lazım.
Büyük Kanal üzerinde gondol park yerleri
Son olarak biz gidemesek de Venedik’i ziyaret etmek isteyenlerin ilgisini çekebilecek yakın konumdaki iki adaya değinerek bu bahsi kapatayım. Murano Adası cam işçiliğinde uzmanlaşmış bir yer. Minik hediyeliklerden koca koca avize ve şamdanlara kadar envaiçeşit cam eşyalar burada üretiliyor. Ziyaretçilerin cam yapımını izleyebilecekleri atölyeler de mevcut. Burano Adası ise canlı renklere boyanmış sıra sıra evleri ve dantel işçiliği ile meşhur turistik bir ada. Her iki adaya da Venedik’ten vaporetto’larla ulaşmak mümkün.
Navigasyonun yetersiz kaldığı gezerken sokaklarında kaybolmanın an meselesi olduğu çok romantik bir şehir Elinize emeğinize sağlık Sayın Valim
Labirent gibi sokakları olan, bu sokakların bazılarının suyla dolup kanala dönüştüğü ilginç bir şehir gerçekten Venedik. Keyifli okumalar dilerim.