İngiltere Gezi Rehberi

Avrupalı, ama farklı…

İNGİLTERE

26 Eylül 2020

Bir dönemin süper gücü, sonrasında da dünyanın gidişatına tesir kudretini hiç yitirmemiş bir ülke İngiltere. Tıpkı Avrupa ana karasından kopuk adalar üzerindeki varlığının çağrıştırdığı gibi, kıtanın geri kalanından tarihsel, siyasal, kültürel, etnik ve sosyolojik açılardan birçok farklı özellikler taşıyan, ama farklılıkları ile barışık, hatta bunları bir üstünlük vesilesi sayan insanların yurdu.

Londra Kalesi'nden bir görünüm

Londra Kalesi’nden bir görünüm

Önce kafa karışıklığına yol açan isimlendirme konusuna temas edelim. Biz Türkçe’de kısaca “İngiltere” diyoruz ama bu ülkenin oldukça havalı bir resmi adı var: “Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı” (United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland). Dört parçadan meydana geliyor: İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda. Bunlardan ilk üçünün konuşlandığı o büyük adaya “Büyük Britanya” (Great Britain) veya sadece “Britanya” (Britain) deniyor. Hoş, “Britanya” denince sadece İngiltere ve Galler’i kasteden, İskoçya’yı hariç tutanlar da var. Bunlara bir de İrlanda adasının kuzeyindeki Kuzey İrlanda’yı katınca “Birleşik Krallık” tamam oluyor. Tabii toplam sayıları 6 bini bulan irili ufaklı adaları da unutmayalım.

İskoçya'da Edinburgh Kalesi

İskoçya’da Edinburgh Kalesi

Dolayısıyla bizim bu dört parçanın tamamı için kullandığımız “İngiltere” ismi bu parçalardan, yani devletçiklerden sadece birinin adı. Ülke, merkezi Londra olan bir “üniter” devlet sayılıyor. Lâkin “federalizm”den epeyce esintiler taşıyor. Mesela Londra’daki ulusal parlamentoya ilave olarak Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın her birinin birer yerel parlamentosu var. Dört devletçiğin her birinin ayrı milli takımları var. İngiliz Pound’u, yani Sterlin hepsinin ortak parası, fakat İskoçya’da aynı kıymette bir de İskoç Pound’u kullanılıyor. Ve saire, ve saire…

York'taki Clifford Kulesi, 1190 yılında şehirdeki 150 Yahudi'nin tamamının katledildiği yer olarak ünlenmiş.

York’taki Clifford Kulesi, 1190 yılında şehirdeki 150 Yahudi’nin tamamının katledildiği yer olarak ünlenmiş.

Kafanız daha da karıştıysa boş verin, ben de bu yazıda çoğunluğa uyarak “Birleşik Krallık” yerine “İngiltere” ismini kullanacağım. Ne demişler, “galat-ı meşhur lügat-i fasihten evlâdır”.

Londra'nın "protokol" kilisesi Westminster Abbey

Londra’nın “protokol” kilisesi Westminster Abbey

Bu adalar topluluğu, tarihinde birçok Avrupalı milletin istilasına ve güç mücadelelerine sahne olmuş. Toprakları üzerinde çok eski devirlerden bu yana oldukça farklı medeniyetlerin izlerini görmek mümkün. Ülke tarihinde çok önemli kırılma noktaları olmakla birlikte, çoğumuza garip gelecek ama İngiltere devletinin kuruluşunu belirleyen bir olay yok. Bir başka ifadeyle “İngiltere ne zaman kuruldu” sorusunun bir cevabı yok. Geçmişindeki farklı yönetimlerin değişerek ve dönüşerek bu ülkeyi meydana getirdikleri kabul ediliyor.

Cornwall bölgesindeki St. Mawes köyünde çatısı sazla kaplı bir köy evi

Cornwall bölgesindeki St. Mawes köyünde çatısı sazla kaplı bir köy evi

İngiltere tarihinin ayrıntılarına çok fazla dalmadan sadece onların değil, bütün dünyanın dünü ve bugününü yakından ilgilendiren kolonyalizm, yani sömürgecilik faaliyetlerine kısaca değinelim.

Bournemouth sahilinde hem gemilerin yanaşması, hem de insanların hoş vakit geçirmesi için yapılmış iskele

Bournemouth sahilinde hem gemilerin yanaşması, hem de insanların hoş vakit geçirmesi için yapılmış iskele

İngilizler denizlerde hâkimiyet kurduktan sonra 16. yüzyılın ortalarından itibaren sömürgecilik faaliyetlerine başlıyorlar. Önce Amerika kıtasına yöneliyor ve burada koloni idareleri kuruyorlar. Çocukluğumuzda okuduğumuz çizgi romanlardaki “kırmızı urbalılar” bunlar. Sonra da dünyanın dört bir yanına gidip sömürge yönetimleri kurmaya başlıyorlar. İlk olarak kendi topraklarında başlayan Sanayi Devrimi ile daha da güçlenen İngiltere, artık “üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk” olarak anılmaya başlıyor.

30 yıllık fotoğrafta 900 yıllık bir eser: Exeter Katedrali

30 yıllık fotoğrafta 900 yıllık bir eser: Exeter Katedrali

Vaktiyle İngiliz sömürge yönetimi olan, bugünün İngiliz Milletler Topluluğu, yani Commonwealth ülkeleri arasında kimler yok ki: Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan, Pakistan, Malezya, Singapur, Nijerya, Tanzanya, Kenya, Kamerun, Bahamalar, hatta Kıbrıs… hayır, 54 ülkenin hepsini saymayacağım. Dünya haritasının neredeyse her bölgesinden ülke var. Bunların 16’sının “genel vali” sıfatlı devlet başkanlarını bugün halâ İngiliz Kraliçesi tayin ediyor.

Westminster Sarayı ve Big Ben önünde bir poz

Westminster Sarayı ve Big Ben önünde bir poz

İngilizler bu ülkelerde kurdukları düzen sayesinde fiilen çekildikten sonra da buraların yönetiminde söz sahibi olmaya devam ediyorlar. Bizim millet olarak pek beceremediğimiz bir şey bu maalesef. Bunu öyle incelikle yapıyorlar ki, bu devletlerin yöneticileri olsun, halkı olsun, İngiliz hükümranlığını gönüllü ve istekli bir şekilde kabul ediyorlar. 16. asır düşünürlerinden Etienne de La Boétie’nin “gönüllü kulluk” kavramı akla geliyor ister istemez.

Güney İngiltere’deki Brighton’da bulunan Kraliyet Pavyonu (Royal Pavilion) adlı bu saray, Kral IV. George’un yazlık konutu olarak Hint mimarisiyle inşa edilmiş

Güney İngiltere’deki Brighton’da bulunan Kraliyet Pavyonu (Royal Pavilion) adlı bu saray, Kral IV. George’un yazlık konutu olarak Hint mimarisiyle inşa edilmiş

Bu saydıklarımız İngilizlerin sömürge yapabildikleri. Bir de belirli dönemlerde işgale teşebbüs ettikleri veya bilfiil işgal edip kalıcı olamadıkları var. Başta Türkiye olmak üzere bazı Ortadoğu ülkeleri buna örnek. Buradan İngilizlerin bu ülkelerden elini eteğini tamamen çektiği gibi yanlış bir sonuç çıkmasın. İngilizler son yüzyılda imparatorluk dönemindeki gücü büyük ölçüde yitirseler bile emperyal alışkanlıklarını hiçbir zaman terk edecek bir millet değil. Dünyanın tartışmasız en önde gelen oyun kurucularından biri olmaya devam ediyorlar.

Bristol'da Clifton Asma Köprüsü

Bristol’da Clifton Asma Köprüsü

İngiltere, dünya tarihini etkileyen pek çok konuda “ilk” olma özelliği taşıyor. Ta 1215’te kralın yetkilerini halkın lehine sınırlayan Magna Karta ile başlayan süreç, bu ülkenin “demokrasinin beşiği” olarak anılmasını sağlıyor. Klasik Parlamenter Sistem bu ülkeden dünyaya yayılıyor. Sanayi Devrimi ilk burada başlıyor. Birçok icat ve keşfin merkezi burası. Başta futbol olmak üzere çeşitli spor dalları buna dâhil.

Hazır Greenwich'e gelmişken saatimizi ayarlayalım...

Hazır Greenwich’e gelmişken saatimizi ayarlayalım…

Hal böyle olunca, birçok konuda standart belirleme ayrıcalığı kendilerine ait oluyor. Mesela Londra’nın doğusundaki Greenwich semtinde bulunan rasathanenin “sıfır” derece meridyenin geçtiği yer olarak kabul edilmesi gibi. Bazen de dünyanın geri kalanından farklı standartlara inatla sahip çıkıyorlar. Bunun bir örneği İngiltere’de ve Commonwealth’in tamamında trafiğin soldan akması. Bir keresinde bir İngiliz’in bana “siz de arabayı niye ters yönden sürüyorsanız” diye şakayla karışık laf atmasını hatırlıyorum. Benzer şekilde ülkede metrik değil, emperyal ölçü birimleri kullanılıyor. İnç, foot, yarda, mil, ons, pint, galon, pound (libre) ve diğerleri…

Kuzey İngiltere'deki Leeds şehrinin belediye binası

Kuzey İngiltere’deki Leeds şehrinin belediye binası

Çocukluk çağlarımda özellikle futbolla ilgili ölçülerdeki küsurlu rakamlara anlam veremezdim. Sonradan anladım ki bu durum, İngiliz uzunluk ölçülerinin metrik sisteme çevrilmesinden kaynaklanıyormuş. Mesela baraj kurarken esas alınan 9,15 metre aslında 10 yarda imiş. Penaltı noktasının kaleye uzaklığı olan 10,98 metre 12 yardanın karşılığı imiş. Kalenin genişliği olan 7,32 metre ise 8 yardaya denk geliyormuş. Ee, oyunu icat eden ölçüyü koyuyor.

Hyde Park'ın içindeki Serpentine adlı gölette mutlu bir aile tablosu

Hyde Park’ın içindeki Serpentine adlı gölette mutlu bir aile tablosu

Farklılığından memnun olup değişikliğe direnç göstermenin bir nedeni standart koyucu olma ayrıcalığını elde tutma arzusu ise de, bir diğer sebebi İngiliz toplumunun genlerine işlemiş bulunan “muhafazakâr” tavır olsa gerek. Avrupa Birliği üyeliğini bir türlü içine sindiremeyişinde, Avro’ya geçmeyip Sterlin’de ısrarcı olmasında, Schengen sistemine girmeyi reddetmesinde ve nihayet Brexit süreciyle AB’den çıkmasında da bu iki motivasyonun rolü olduğunu söyleyebiliriz.

Göller bölgesinin en büyük gölü Windermere

Göller bölgesinin en büyük gölü Windermere

Muhafazakârlığın örneklerini insan davranışlarında da, devlet hayatında da gözlemlemek mümkün. Çok örnek var ama çarpıcı biriyle yetinelim. Eskiden belediye başkanları hep erkeklerden olduğu için onlara “Mister Mayor” (Bay Başkan) diye hitap edilirmiş. Sonradan kadınlar da başkan seçilmeye başlamış, ama hitap şekli değişmemiş. Onlara da “Mister Mayor” demeye devam ediyorlar. Yaşadığım ilk şehrin belediye başkanı kadın olduğu için bizzat şahidi oldum.

Gotik mimarinin en görkemli eserlerinden York Katedrali'nin iç görünümü

Gotik mimarinin en görkemli eserlerinden York Katedrali’nin iç görünümü

İngiltere’de bu çağda halâ monarşinin, aristokrasinin ve Lordlar Kamarası gibi bir tür “vesayet makamı”nın varlığı sorgulanabilir. Bu devirde babadan oğula geçen bir makam, bir unvan ya da otorite olabilir mi? Nitekim İngiliz kamuoyunda bunu yüksek sesle dile getiren çok sayıda insan var.

Oxford Üniversitesi'nin Radcliffe Camera adlı binası

Oxford Üniversitesi’nin Radcliffe Camera adlı binası

Bunların kısmen İngiliz muhafazakârlığının neticesi olarak, kısmen de sembolik, folklorik ve turistik bir değer taşıdıkları için günümüzde de varlıklarını sürdürdükleri söylenebilir. Ama daha önemlisi bu kurumlar İngiltere’yi bugünlere getiren sistemin devamlılık ve sürekliliğini temsil eden öğeleri olarak görülüyorlar. Çoğunluğu aristokrasinin içinden çıkan “yönetici elit”, toplumu ve devleti “ayakta tutan” en önemli dinamik kabul ediliyor. Buna bir de kraliyet olmadan Commonwealth’i yönetmek ve yönlendirmenin mümkün olmayacağı gerçeğini eklemek lazım.

Kraliyet ailesinin mekânı Buckingham Sarayı

Kraliyet ailesinin mekânı Buckingham Sarayı

Bugün gelinen noktada İngiltere dünyanın beşinci, Avrupa’nın ikinci büyük ekonomisi. Hayat standardı oldukça yüksek. Demokratik ve medeni haklar bakımından gıpta edilecek seviyede. Devlet-vatandaş ilişkileri, insan odaklı yaklaşım sayesinde olabildiğince medeni bir zeminde yürüyor. Sağlanan istikrarın getirdiği öngörülebilirlik, insanların geleceğe dair endişelerini azaltıyor.

Edinburgh'da İskoç yazar Sir Walter Scott adına dikilen Scott Anıtı

Edinburgh’da İskoç yazar Sir Walter Scott adına dikilen Scott Anıtı

Gerçi başka vesilelerle de hep söylediğim gibi bu yüksek standartlar kendi topraklarında geçerli, hükmettikleri diğer coğrafyalarda değil. Bedeli acı bir şekilde, ama başkaları tarafından ödenen bir refah seviyesi bu. Sömürülen ülkelerin tarihlerindeki inkâr edilemez acı, kan ve gözyaşı da bunun delili, bir-iki istisna dışında bu ülkelerin bugün bulundukları acıklı hal de…

Londra'nın meşhur Kule Köprüsü (Tower Bridge)

Londra’nın meşhur Kule Köprüsü (Tower Bridge)

İngiltere’yi anlatırken muhteşem tabiatına değinmemek olmaz. Denizin kıyıları ziyadesiyle güzelleştirdiği bu coğrafyada topraktan adeta yeşil fışkırıyor. Bol yağmurlu iklim, her yeri yemyeşil bir renge boyuyor. Gittiğim üniversitenin kampüsünde futbol sahalarından birini özellikle toprak halde bırakmak için yeşille ne kadar “mücadele” ettiklerini görüp hayret etmiştim.

Manş Denizi kıyısında Beerhead sahili

Manş Denizi kıyısında Beerhead sahili

Bu güzel tabiat insan elinin değdiği yerlerde asla bozulmuyor, bilakis daha da güzelleşiyor. İngiltere’deki şehirleşme hem çok planlı, hem de son derece estetik bir anlayışa ve yatay yapılaşmaya dayalı. Yüksek katlı binalar metropollerin ancak çok merkezi bölgelerinde var. İnsanların kahir ekseriyeti tek ya da iki katlı, tuğladan yapılmış bahçeli evlerde yaşıyor. Güzel havalarda bahçede vakit geçirmek, bir İngiliz’in en önemli hobileri arasında.

Londra Merkez Camii

Londra Merkez Camii

İngilizlerin “soğuk” insanlar olduğu söylenir. İlk görüşte böyle bir resim verdiklerini kabul etmekle birlikte, kişisel gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki yakından tanıdıkça bu soğukluk kayboluyor, senden benden farksız bir karaktere bürünüyorlar. Neticede hepimizin hamuru aynı…

Westminster Sarayı'ndan bir detay görüntü

Westminster Sarayı’ndan bir detay görüntü

Kişisel hayat hikâyemde İngiltere çok özel bir yer tutar. İlk yurtdışı tecrübemi İngiltere’ye giderek yaşadım. Devletimizin sağladığı imkânla 1988-1989 döneminde dil öğrenimi ve mesleki staj için bir yıllığına gittiğim bu ülkeye, kısa bir aradan sonra 1990-1992 yılları arasında bu defa yüksek lisans için iki yıl daha gittim. Yani gençlik dönemimin üç yılını bu ülkede geçirdim. Daha sonraki yıllarda da değişik vesilelerle yeniden seyahat imkânı buldum.

İngiltere'nin muhteşem doğasına bir örnek: Göller bölgesi

İngiltere’nin muhteşem doğasına bir örnek: Göller bölgesi

Bulunduğum dönemlerde İngiltere’nin birçok bölgesinde sadece şehirleri değil, kasaba ve köyleri de gezip görme imkânım oldu. Bununla birlikte bu seyahat yazısında kişisel hatıramda daha derin yeri olan bazı şehirleri anlatmakla yetineceğim. Diğer bazılarından ise sadece örnek resimler ekleyeceğim.

*******************

İngiltere’ye dair bu genel girişten sonra LONDRA, EDINBURGH, BOURNEMOUTH, EXETER ve CİVARI yazılarım için tıklayın. 

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.