İtalya Gezi Rehberi
ROMA
II. Vittorio Emanuele Anıtı ya da “Ulusun Mihrabı”
17 Ocak 2026
Roma, İtalya haritasının tam orta yerine kurulmuş olan kadim başkent. Ortasından kıvrılarak geçen Tiber (Tevere) Nehri, üzerine inşa edilmiş sanat eseri köprülerle şehre ayrı bir güzellik katsa da Roma’nın asıl değeri tarihi dokusundan geliyor. Binlerce yılın mirasını en canlı şekilde bünyesinde taşıyan Roma için bir “açık hava müzesi” dersek asla abartmış olmayız.
Roma ve Tiber Nehri
Gerçekten de Roma kadar tarihin farklı dönemlerinin mirasını yansıtan bu kadar çok sayıda eserin bu derece yoğunlukta bulunduğu bir başka şehir var mıdır, bilmiyorum. Roma’da attığınız her adımda Eski Roma, Şehir Devletleri, Rönesans, Papalık dönemi ve modern çağlara ait, hepsi birbirinden özellikli eserlerle karşılaşıyorsunuz. Üstelik bunlar şehrin günlük hayatından koparılmamış. Belli ki yaşanarak, gezilerek, dokunularak korunmaları tercih edilmiş. Tarihe, sanata ve mimariye ilgi duyanlar için Roma her metrekaresinde bir mücevher sunan bir müze-kent. Üstelik bünyesinde bir de devlet bulunuyor: Vatikan. Vatikan’ı ayrı bir sayfada anlatacağım için burada yer vermiyorum.
Roma’dan Vatikan’a bakış
Bu yazı münasebetiyle bir yeri turist olarak gezmenin bir kültür ve tecrübe meselesi olduğunu bir kere daha hatırladım. Her meselede olduğu gibi bu meselede de acemilik ve tecrübesizlik yaşanabiliyor. Bunu yaşadığımız şu olaya istinaden söyledim: 1989 yılındaki ilk seyahatimizde Roma’da trenden indikten sonra arkadaşlarla civardaki bir parka geçerek ne yöne gideceğimizi planlamak istedik. O sırada insanların akın akın bir yöne gittiklerini fark ettik ve onları takip etmeye karar verdik. Kalabalığı takip ederek gittiğimiz yerde karşımıza çıka çıka Roma’nın en önemli tarihi eserlerinden biri olan Kolezyum çıktı. Tam bir bonus!
Kolezyum’un içi. Yıl 1989. Gençlik çağları…
Oysa Roma gibi bir şehre giden birinin o şehrin gezilecek yerleri konusunda önceden çalışmış olması gerekirdi. Doğru, o dönemde internet yok, ulaşılabilecek bilgi kaynakları sınırlı, fakat yine de harita ve broşürlerle bir gezi planı yapmak mümkün idi. Böylece Kolezyum değerinde bir yer karşımıza “tesadüfen” çıkmazdı. Bugün yılların tecrübesiyle bunu söylüyorum ama hayatında ilk defa yurt dışında turistik bir geziye çıkan biriyseniz bu acemiliğin yaşanması mukadderdi… nitekim yaşandı.
Piazza del Popolo, yani Halk Meydanı
2025 yılındaki seyahatimizde doğal olarak daha iyi bir planlama yaptık. Fakat Roma bu, ne yapsanız bir şeyler eksik kalıyor. Bu seyahatte eksik kalan şey bazı müzelerin biletini aylar önceden almayı hesap edememiş olmamız. Gidişimizden 20 gün önce almaya teşebbüs ettiğimiz bazı biletler çoktan tükenmişti. O yüzden bazı eksiklikleri sineye çekip bulduklarımızla yetindik. Bir de dört gün dolu dolu gezmemize rağmen yine de bir sürü yer eksik kaldı. Roma böyle bir şehir işte, asla tam anlamıyla gezmiş olmazsınız.
Santa Maria Maggiore Bazilikası
Gezip görmeye değer yeri bu kadar fazla olan bir kenti bir seyahat yazısına sığdırmak gerçekten iddialı bir iş. Bu şartlarda yapılması gereken şey belli başlı noktaları anlatmak, bazı yerleri fotoğraflara havale etmek, sonuçta az söyleyip çok anlaşılmasını ümit etmek.
Gladyatör dövüşleri ile bilinen Kolezyum
Roma’nın en önde gelen simge yapılarından biri Kolezyum (Colosseo). Bir Roma gezisinin olmazsa olmazı Kolezyum’un biraz küçük boyutlu olsa da çok benzerini 2024’te Hırvatistan’ın Pula şehrinde görmüştük. Milattan sonraki ilk asırda inşa edilen Kolezyum tarih boyunca vahşi hayvan avlama gösterileri, dini ve milli törenler ve sanat gösterilerine sahne olmuş. Ev sahipliği yaptığı işlerden en fazla ses getireni ise tabii ki gladyatör dövüşleri. Tarihi kayıtlarda yüz binlerce cana kıyılan bu kanlı dövüşlerin 5. asra kadar sürdüğü yazılı. Başbuğ Attila’nın en güvendiği adamı Tarkan’ın da Kolezyum’da gladyatör dövüşüne katıldığını çocukluk günlerimizde okuduğumuz çizgi romandan biliyoruz. Günahı vebali Sezgin Burak’ın boynuna…
İmparatorluğun yönetildiği yer: Roma Forumu
Kolezyum’dan itibaren çok geniş bir alanı Roma Forumu kaplıyor. Roma’nın bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmasından itibaren Roma Forumu devlet kurumlarının yoğunlaştığı, önemli kararların alındığı ve resmi törenlerin yapıldığı alan olarak hizmet etmiş. Roma İmparatorluğu yüzyıllar boyunca buradan yönetilmiş. Burası için görmeye alıştığımız antik kentlerden daha fazlası diyebiliriz. Forum’un bir ucundaki Palatino Tepesi’nin, dişi kurdun Remus ve Romulus’u nehirden çıkararak kurtardığı, böylece devletin temellerinin atıldığı yer olduğuna inanılıyor.
Venedik Meydanı’nda II. Vittorio Emanuele Anıtı
Roma Forumu’nu geride bıraktığınızda Venedik Meydanı’na ulaşıyorsunuz. Meydandaki II. Vittorio Emanuele Anıtı’nın ihtişamından etkilenmemek elde değil. Burası 1861’de İtalya’nın birliği sağlandıktan sonraki ilk kral olan II. Vittorio Emanuele’nin şerefine inşa edilmiş. 1911 gibi nispeten yakın bir tarihte inşa edilmekle birlikte geleneksel mimariye uygun bir tarza sahip olduğundan daha eski bir yapı olduğu hissini veriyor. “Ulusun Mihrabı” gibi ihtişam kokan bir isimle anılsa da görüntüsünden dolayı halk arasında “Düğün Pastası” ya da “Daktilo” olarak adlandırılmaktan kurtulamamış.
Panteon
Panteon, pagan dönemi Roma’sının önemli eserlerinden. Yaklaşık 2 bin yıldır ayakta. “Panteon” kelime olarak bütün tanrılara adanmış bir yeri ifade ediyor. Bütün tanrılardan kasıt şu: Roma İmparatorluğu İtalya’nın güneyini ve bugünkü Yunanistan’ı fethedip Yunan tanrılarını tanıyınca onları kendi tanrılarına adapte ediyorlar. Bu anlayışla Panteon’u inşa ediyorlar. Sonradan Hıristiyanlığı kabul edince burasını kiliseye çeviriyorlar. Halen önemli şahsiyetlerin mezarlarının bulunduğu bir ziyaretgâh. Paris’te ve Lizbon’da da benzer amaçla inşa edilmiş Panteon’lar var.
Navona Meydanı turistlerin en fazla rağbet ettiği noktalardan biri
Şu tanrılar meselesine geri dönelim. Romalılar Yunan tanrılarını çok sevip onları kendi tanrıları olarak kabul ederken isimlerini değiştiriyorlar, tabii biraz da huylarını. Yunanların baş tanrısı Zeus Roma’da Jüpiter oluyor, güzellik tanrıçası Afrodit Venüs’e dönüşüyor, savaş tanrısı Ares Mars’a, denizler tanrısı Poseidon Neptün’e, vs vs. Antik döneme ait birçok eserde tanrılara çok yer verildiğini görebiliriz. Adamlarda tanrıdan çok bir şey yok tabii.
Trevi Çeşmesi her zaman stadyum gibi kalabalık
Roma’da en fazla rağbet gören yapıların başında insanların “Aşk Çeşmesi” adını taktığı Trevi Çeşmesi yer alıyor. “Trevi” üç yolun kesiştiği yer demek. Heykellerin en ortasında sulardan sorumlu tanrıları olan Neptün arzıendam ediyor. 18. asır yapımı olan bu Barok eser meraklı ziyaretçilerin stadyumda maç izler gibi izlediği bir yer haline gelmiş. Gece ya da gündüz fark etmiyor, günün her saatinde tıklım tıklım. Alttaki havuzun önüne ulaşmak için uzun bir kuyruğa girmek gerekiyor. Oraya inen çoğu kişi arkasını dönerek havuza bozuk para atıyor. Roma’ya tekrar gelmek için bir kere, âşık olmak için iki kere, evlenmek için üç kere para atmak gerekiyormuş.
İstanbul’u kuran imparatorun adına yapılan Konstantin Takı
Diğer bazı şehirlerde oraya yeniden gelmek ya da evlenmek için çeşmeden su içmek gerektiğini görmüştüm. Tamamen masrafsız bir iş. Trevi Çeşmesi’nde ise biriken hasılat yılda 3 milyon Euro’yu buluyormuş ve kiliseye bağışlanıyormuş. Hasılat bu kadar büyük ve zahmetsiz olduktan sonra kilise neden bir gelenek daha icat edip dört kere, beş kere, on kere para attırmaz millete, anlamak mümkün değil. Yerlerinde olsam böyle yapardım. Her ritüeli mutlaka yerine getirmeden rahat etmeyen bir sürü saftirik var etrafta nasılsa…
Kutsal Melek Kalesi
Tiber Irmağı’nın üzerindeki çok sayıda sanat eseri köprülerden birinden geçer geçmez Kutsal Melek Kalesi selamlıyor bizi. Silindir şeklindeki yapısıyla farklı bir görünüme sahip bu kale 2. yüzyılda yapılmış. Yüzyıllar içinde çok farklı amaçlara hizmet etmiş. Hatta Vatikan’dan buraya bir geçit yapılmış, böylece bir tehlike anında papanın kaçıp bu kaleye sığınması düşünülmüş. 6. yüzyılda ortalığı kasıp kavuran veba salgınının Melek Mikail’in görülmesiyle sona erdiği inancıyla kalenin tepesine Hz. Mikail’i temsil eden bir heykel dikilmiş.
Roma her mevsim yoğun ziyaretçisi olan bir şehir
Kutsal Melek Kalesi’nin Türk tarihiyle şöyle bir ilgisi var: Fatih’in oğulları arasındaki taht kavgasında kardeşi II. Bayezit’e karşı kaybeden Cem Sultan, Rodos şövalyelerinin yardımıyla önce Fransa’ya, sonra İtalya’ya gidiyor. Cem Sultan’ın İtalya’da muhafaza edilmesi için Sultan II. Bayezit her yıl Papa’ya külliyetli miktarda altın gönderiyor. Cem Sultan İtalya’daki 6 yıllık zorunlu ikametinin önemli bir bölümünde işte bu Kutsal Melek Kalesi’nde tutuluyor. Sonunda şüpheli bir ölümle Napoli’de hayata veda ediyor.
Navona Meydanı ve Dört Nehir Çeşmesi
Roma aynı zamanda bir meydanlar kenti. Ortalarındaki çeşme ve havuzların her biri sanat eseri heykellerle süslenmiş, çevrelerinde kafe ve restoranların sıralandığı, hoş vakit geçirme alanları meydanlar. Tabii buralara nazır kiliseleri de unutmamak lazım.
İspanya Meydanı ve İspanyol Merdivenleri
Şehrin en çok ziyaret edilen meydanlarını sayacak olursak; Navona Meydanı eski bir stadyum. İçindeki üç çeşmenin en gösterişlisi dört kıtadaki nehirleri temsil eden abidevi Dört Nehir Çeşmesi. Halk (Popola) Meydanı’nın ortasında büyük bir dikilitaş, meydana nazır konumda ise İkiz Kiliseler mevcut. İspanya Meydanı, İspanyol Merdivenleri ve tepedeki Trinità dei Monti adlı kilise ile şehrin en çok fotoğraflanan yerlerinden biri.
Michelangelo’nun eseri Musa’nın Hükmü adlı heykel San Pietro in Vincoli Bazilikası’nda bulunuyor. Hz. Musa’nın Sina Dağı’ndan tabletleri alıp döndüğünde kavminin buzağıya taptığını görerek kızdığı halini tasvir ediyor.
Bir Roma seyahatinde görülmesi gereken çok sayıda kiliseler olduğunu da hatırda tutmak lazım. Bazılarının dış görünüşündeki sadelik insanı yanıltmamalı; içine girdiğinizde her köşesi müthiş sanatla bezeli mabetler çıkıyor karşınıza. Bazısının içinde çok büyük sanatkârların yaptığı heykel ve tablolar yer alıyor.
Trastevere’den bir görünüm
Burada Trastevere adlı mahalleye de değinelim. Tiber Nehri’nin öbür yakası anlamına gelen Trastevere, hoş sokaklarında kaybolurken geleneksel evlerin ve kent sakinlerinin günlük hayatının görülebileceği, biraz bohem, bir parça sanatkârane bir ortamın teneffüs edilebileceği hoş bir semt. Oturup bir şeyler yiyip içmek ve acele etmeden gezmek lazım.
İlginç geçitlerden biri
Trastevere’de yediğimiz pizza vesilesiyle şu yeme içme konusuna kısaca temas etmek istiyorum. İnternetteki ısrarlı tavsiyeler üzerine gidip yediğimiz pizzayı doğrusu pek beğenmedik. İnternetteki puanları oldukça yüksek daha başka yerlerde yediğimiz pizzalar da bize pek hitap etmedi. Yine herkesin bayıla bayıla yediği, almak için sıra beklediği dondurmalar da aman aman değildi. İtalyan yemekleri bizim damak zevkimize uymuyor demek fazla iddialı olur, neticede çoğu bildiğimiz hamur işi. Belli ki biz doğru yerleri bulamadık. Bununla birlikte makarnalara sözüm yok.
Kiliselerin çoğu son derece süslü ve sanat eserleri ile dolu
Kafe ve restoranlarda siparişinizi alıp gidiyorsanız ya da orada ayakta yiyorsanız sorun yok. Lakin oturarak yiyip içmek bir tür servis ücretine tabi. Bunun için fazladan birkaç Euro ödemeniz gerekiyor. Durum böyle olunca sandviç ya da pizzasını yürüyerek yiyenlere de rastlanıyor, bulduğu bir basamağa yahut çeşme kenarına çöküp karnını doyuranlara da.
Roma’yı bir de gece görmek lazım…
Bir de şebeke suyu mevzuuna değinmek istiyorum. Bizdekinin aksine Avrupa’nın belki de bütün kentlerinde şehir şebekesinden su içebiliyorsunuz. Bu konu o şehrin gelişmişlik düzeyinin ve iyi yönetilip yönetilmediğinin en temel ölçütlerinden biri. Roma’nın her bölgesinde suyu içilebilen sokak çeşmeleri var. Daha ilginci bazı noktalarda bir musluğundan normal su, diğerinden maden suyu akan sebiller var. Gezerken bunlardan şişenizi doldurup yolunuza devam edebiliyorsunuz.
Roma’da yürümesi keyifli çok sayıda caddeden biri
Roma’da görülmeyi hak eden o kadar çok eser var ki bunları böyle bir yazının kapsamına sığdırmak mümkün değil. Antik çağlardan bugüne külliyetli bir miras kalmış, bu doğru. Fakat daha yakın dönemlere ait yapılaşma da gezip görmeye değer. Günlük hayatın yaşandığı sokaklar, meydanlar, meskûn bölgeler de bir tarza sahip. Bütün bu yerler korunduğu için hem yaşayanların hem de ziyaretçilerin gözüne ve gönlüne hitap etmeye devam ediyor. Şehrin neredeyse tamamında sokaklarda öylesine dolaşmak bile ayrı bir zevk. Bir de Roma’ya girip çıkarken geçtiğimiz dış semtlerde dahi çok yüksek katlı binalara, gökdelenlere rastlamadık. Gezdiğimiz diğer şehirler için de durum aynı. Bizim payımıza ise yine hayıflanmak düştü…
Gezme Keyfi okumak bütçeye zarar demiştim. Ama okudukça o fikirle tezat başka bir fikir daha doğuyor. Ne gerek var gitmeye, görmüş gibi oluyorsun zaten…
Anlattıklarımdan çok anlatamayıp hissettiklerim var. Aynı hissiyatı yaşamak için bizzat gezmek ve dünya gözüyle görmek lazım.