Bizim şehirler

HATAY

 

 

Hakkâri'nin muhteşem doğası

Harbiye manzarası

Gül kuruttum gül kuruttum

Yari sinemde uyuttum

Yar söyledi ben unuttum,

 

Akabinde düştü gönül

Yardan ayrılması müşkül.

HATAY TÜRKÜSÜ

21 Haziran 2025

6Şubat 2023’te kopan kıyameti en yıkıcı haliyle yaşayan illerin başında idi Hatay. Deprem Kahramanmaraş’ın hanesine yazıldı, lakin Hatay yerle bir oldu. Can kayıplarının yarıya yakını Hatay’da gerçekleşti. Depremden bir ay kadar sonra yaptığımız ziyarette yıkımın boyutunu gördük; o bildiğimiz yerler artık tanınmaz hale gelmişti.

Bir Ankara manzarası: Ortada Kocatepe Camii, arka planda Atakule

Habib-i Neccâr Dağı eteklerinden Antakya manzarası

Oysa ne hoş bir vilayetti Hatay, her bir ilçesi ayrı güzellikte. 1987 yılında mesleğe ilk başladığım yerdi, ilk göz ağrım. Başta 6 ay Antakya’da, sonra 1,5 ay Dörtyol’da yaşayarak, her fırsatta ise civarında geziler yaparak tanıdığım, tanıdıkça sevdiğim. Yıllar sonra çoluk çocuğu da alıp tekrar tekrar gittiğim, her ziyaretimden büyük keyif aldığım latif bir coğrafya. Şimdilerde tekrar ayağa kalkma mücadelesi veriyor, ne kadar mümkünse işte o kadar.

Bir Ankara manzarası: Ortada Kocatepe Camii, arka planda Atakule

1927-28’de Fransız yönetimi zamanında inşa edilen Valilik binasının deprem sonrası hali… 

Hatay I. Dünya Savaşı’nın sonunda Fransızların yönetimine geçse de nihayet 1938’de müstakil bir Hatay Devleti kuruluyor. Bir yıldan kısa bir süre sonra da parlamentosunun verdiği kararla Türkiye Cumhuriyeti’ne katılıyor. Türkiye’nin bugünkü sınırları böylece şekilleniyor. Hatay’ın anavatana iltihakında yerel halkın ve yöneticilerin çabası ve işgalcilere direnişi şüphesiz çok önemli, lakin Hatay konusunu “şahsi meselem” diye tarif eden Mustafa Kemal Atatürk’ün feraseti ve teşkilatçılığı belirleyici rol oynuyor. Kendi ömrü vefa etmese de Atatürk’ün uzun yıllar süren çabası sonuç veriyor ve vefatından sadece 8 ay sonra Hatay Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası oluyor.

Ankara Kalesi

Habib-i Neccâr Camii

Hatay’ı kaybederek yediği “gol”ü bir türlü hazmedemeyen Suriye yönetimi yıllar boyu bu vilayeti kendi toprağı saydı, haritayı öyle çizdi. Hatay yıllarca Türkiye ile Suriye arasındaki en mühim diplomatik gerilim konusu olmaya devam etti. Baas rejimi iç savaşta kendi derdine düşmeseydi belki daha da sürdürecekti bu tutumunu.

Oran sırtlarından Eymir Gölü manzarası

Dünyanın en büyük ikinci mozaik müzesine sahip olan Hatay’da mozaikler yeni yapılan Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor 

İlk gittiğimde şehrin kozmopolit dokusu ve kültürel çeşitliliği çok ilginç gelmişti bana ve ziyadesiyle etkilenmiştim. Bölgede Türklerden başka Sünni, Alevi (Nusayri) ve Hıristiyan Araplar, Ermeniler ve Yahudiler vardı. Bunlar genellikle aynı semtlerde komşuluk hukuku içinde yaşıyorlar, tek bir parselde cami, kilise ve havranın üçüne birden rastlanabiliyordu. Nitekim ülkemizin ve dünyanın muhtelif kentlerinde bütün bu dil, din ve mezheplerin eserlerini seslendiren Medeniyetler Korosu’nun Hatay’da kurulmuş olması tesadüf değil.

St. Pierre Kilisesi

Kayaya oyulmuş St. Pierre Kilisesi

Hz. İsa’nın havarilerinin bu şehre geldiği ve “Hıristiyan” adının ilk olarak burada kullanıldığı tarihi kayıtlar arasında. Antakya’ya nazır bir dağın yamacında kayaya oyulu kilisenin de havarilerden Aziz Piyer (St. Pierre) tarafından yapıldığına inanılıyor. Dolayısıyla burası Hıristiyanların önemli hac mekânlarından biri. Günümüzde müze olarak kullanılan ve şehri ziyaret edenlerin mutlaka görmesi gereken bu kilise zaman zaman ayinlere ev sahipliği yapıyor.

Cumhuriyet'in ilk dönem simge yapılarından İş Bankası binası

Camiin altında Habib-i Neccâr’ın kabri

Müslümanlar için ise Antakya’yı daha da özel kılan şey Yasin suresinde anlatılan bir kıssa. Bu kıssada bir şehre gönderilen üç elçinin getirdiği tevhid mesajına halkın inanmadığı, şehrin öbür ucundan koşarak gelen bir kişinin bu elçilere inanmaları gerektiğini söylediği anlatılıyor. Yaygın inanışa göre burada bahsedilen şehir Antakya, koşarak gelen, sonra da yerel halk tarafından öldürüldüğü anlaşılan kişi ise Habib-i Neccâr adında biri. Neccâr inşaatların ahşap işlerini yapan usta, yani “dülger” demek bu arada. İşte bu Habib-i Neccâr Antakya’da medfun. Kabrinin üzerine inşa edilen ve tarihi 7. asra kadar giden cami maalesef depremde ağır hasar aldı, şimdilerde restore ediliyor.

Anıtkabir

Suriyeli sığınmacı krizinin ilk hissedildiği vilayet Hatay olmuştu. Sığınmacıların sınırımızın hemen dışında tutulduğu kamp alanının Reyhanlı bölgesinden görünümü

Medeniyetlerin kesişim kümesi üzerinde oluşu sayesinde Hatay’da Türkiye’nin diğer her yerinden daha fazla kültürel çeşitliliğe rastlanır. Hangi yöne baksanız bu çeşitliliğin izlerini görürsünüz. Fransızlar bile 20 yıllık işgal döneminde kayda değer eserler bırakmış, özellikle şehirli halkın hayat tarzını derinden etkilemiş. Meselenin din, mezhep ve etnisite boyutu bir yana, bu çeşitliliğin en somut örneği galiba Hatay mutfağı. Öylesine farklı yemekler, kebaplar ve mezeler görürsünüz ki birkaç şehir mutfağının toplamına bedeldir. Bu gastronomi cennetindeki leziz taamları tadınca tarih boyunca kendi mutfak kültürlerini miras bırakmış bilumum medeniyetleri şükran ve minnetle anmaktan geri duramazsınız.

Anıtkabir

Harbiye’den bir başka görünüm

Mutfağın bu kadar gelişmesinin bir başka itici gücü daha var, o da verimli topraklar. Amik Ovası çok cömerttir ekip biçenlere. Yılda üç ürün almak sıradan bir durumdur. Sadece Türkiye içlerine değil, Suriye başta olmak üzere yakın ülkelere tırlar dolusu mahsul gider her gün. O güne kadar hayatını Orta Anadolu bozkırında geçirmiş biri olarak jilet gibi giyimli, en lüksünden son model arabaya binen birinin mesleğini sorup da “çiftçi” cevabını aldığımda küçük çaplı bir şok yaşamıştım. Öyle ya, her yerin çiftçisi kendine göre.

Hamamönü semtinde yenilenen tarihi konaklar

Uzun Çarşı

Antakya’nın kadim sokakları asırlık taş evleri ve göz okşayan daha nice yapıyı bağrında saklar. Depremde bunların kaçı ayakta kaldı bilemem, ama taş döşeli sokaklar tam da bir gezginin içinde kaybolmaktan mest olacağı yerler. Ticaretin nabzının attığı yer olan Uzun Çarşı ise Şark klasiklerine dekor oluşturacak cinsten: Ziyadesiyle geleneksel ve alabildiğine curcunalı. Her tür günlük ihtiyacın karşılanabildiği çarşı özellikle yiyecek içecek tezgâhlarıyla öne çıkar, Ortadoğu’nun bütün mutfaklarının envaiçeşit ürünlerini sergilenir bu tezgâhlarda.

Beypazarı ilçesinde Suluhan Kervansarayı

Uzun Çarşı’da künefe (kadayıf) imalatı

Şehrin sokaklarında konuşulan Türkçe Arapça vurgularla çeşnilenir. Konuşulan dil Türkçe’dir, lakin kulağa çoğu zaman Arapça gibi gelir. Bizim Türkçesini bildiğimiz bazı yemekler Arapça isimleriyle anılır. “Lahm-i sini” tepsi kebabı, “lahm-i varak” kâğıt kebabı manasına geldiği için “lahmacun”un lahm ve acin’in (et ve hamur) birleşimi olduğunu anlamak zor olmaz. Bütün bu kebapları ve daha fazlasını evde hazırlayıp mahalle fırınında pişmeye yollamak bir Hatay geleneğidir.

Beypazarı ilçesinde Suluhan Kervansarayı

Bölgedeki kazılardan elde edilen bir başka mozaik

Lübnan topraklarında doğup Suriye’yi baştan başa kat ederek Türkiye topraklarına giriş yapan Asi Nehri, içinden geçtiği Antakya’yı güzelleştirmekle kalmaz, sıcak yaz günlerinde estirdiği rüzgârla kenti serinletir, daha bir yaşanılır kılar. Özellikle akşam saatlerinde Asi Nehri boyunda keyifli yürüyüşler yapılır, ortalık cıvıl cıvıl olur. Yolların kavşak noktasında Asi’ye nazır Köprübaşı mevkiinde yıllar önce yaşlı bir amcanın işlettiği küçücük bir künefe dükkânı vardı. Müşterilerle dolup taşar, yeni gelen müşteri boş bulduğu yere, tanımadığı birilerinin masasına oturur, künefesini yiyen kalkar, yeni gelenlere yer açardı. Sonraki gidişimde gördüm ki aynı mevkide sıra sıra başka künefe dükkânları da açılmış idi. Arz-talep meselesi tabii.

Beypazarı ilçesinde Suluhan Kervansarayı

Deprem Hatay’ın ilçelerini de çok fena vurdu. Kırıkhan ilçesindeki bir caminin depremden bir ay sonraki hali…

Keyifli vakit geçirmenin en kestirme adresi olan Harbiye kesinlikle bir Antakya klasiği. İl merkezinden birkaç kilometre uzakta, şırıl şırıl akan suları ve şelale manzarasında yöresel lezzetleri tatmak ve misafirleri ağırlamak için hoş bir ortam burası. Geleneksel ipek üretiminin de yapıldığı Harbiye, büyükşehir kurulurken Defne adıyla ilçeye dönüştürüldü. Bu arada belirteyim, İskenderun’dan Yayladağı’na, Samandağ’dan Kırıkhan’a, Arsuz’dan Reyhanlı’ya ilçelerin her biri Hatay’ın kültürel zenginlik ve çeşitliliğini artıran özellikler taşır. Hepsi bir seyyah için altın değerinde yerler.

Beypazarı ilçesinde Suluhan Kervansarayı

Reyhanlı ilçesinde Cemil Meriç’in doğduğu ev artık Cemil Meriç Kültür Evi olarak hizmet veriyor

Memuriyete adım atarken kendimce haklı gerekçelerle baba ocağımı değil de Hatay’ı tercih ettiğim için rahmetli babam şairane bir refleksle “Hatay’a gittin, hataya düştün” demişti. Hatay’a gittiğimde ise bazı kıdemli yöneticiler “burada çalışan Türkiye’nin her yerinde kolay çalışır” dediler. Gerçekten de tek bir yerde çok şey görüp yaşamak mümkündü. Zira Hatay sadece Türkiye’nin değil, bütün bu geniş coğrafyanın bir özeti, zengin bir numunesi idi. Bunca rengi ve her rengin onca tonunu bünyesinde barındıran gerçek bir hoşgörü yurdu idi ve dilerim öyle kalmaya devam eder.

2 Yorumlar

  1. Zekai

    Elinize yüreğinize sağlık Sayın Valim.
    İlk fırsatta gezip görmeyi arzu ettiğim Hatay’ı çok güzel anlatmışsınız.
    “Hatay’a gittin, hataya düştün” diyen babanıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun inş’Allah…

    Yanıtla
    • GezmeKeyfi

      Deprem Hatay’ı derinden sarstı. Kısa sürede toparlanacağını ümit ediyorum, çünkü engin bir kültür ve medeniyetin üzerine bina edilmiş bir yer. Siz de gittiğinizde o birikimi görme şansına sahip olursunuz. Babam dahil hepimizin geçmişlerine Rabbim rahmet eylesin. İlginize teşekkürler…

      Yanıtla

Bir İçerik Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir