Sırbistan Gezi Rehberi

Beyaz Şehrin ülkesi…

SIRBİSTAN

5 Eylül 2020

TÜRKLER’İN Malazgirt’le birlikte Anadolu topraklarına girişlerinin üzerinden henüz bin yıl bile geçmemişken, kurup yıktığımız –bir kısmı bize, bir kısmı ise başkalarına ait– devletlerin, beyliklerin, prensliklerin sayısını düşününce, bu sürenin aslında ne kadar uzun olduğu ortaya çıkıyor. Dahası, henüz bin yılımızı dahi doldurmadığımız Anadolu ve Trakya coğrafyasını sanki kadimden beri sakinleriymişiz gibi sahiplendiğimiz ve öz yurdumuz saydığımıza göre, insanlık tarihi için kısa sayılabilecek bin yıllık bir dönemin, bir toplum ve bir coğrafyanın serencamı bakımından ne kadar önemli bir zaman dilimi olduğu anlaşılıyor.

Belgrad'da Kalemegdan ve Sahat Kula

Belgrad’da Kalemegdan ve Sahat Kula

Bugün Sırbistan topraklarının yer aldığı coğrafya, I. Kosova Savaşı neticesinde 1389’da Osmanlı yönetimi altına giriyor. Böylece 5 asırlık Osmanlı egemenliği başlıyor. Bir başka deyişle Anadolu topraklarındaki serüvenimizin yarısı kadar bir süreyi de Balkan coğrafyasında geçirmişiz. Tarih kitaplarının bu 5 asra sığdırdığı olayları hesaba kattığımızda bunun hiç de küçümsenecek bir zaman dilimi olmadığı anlaşılacaktır. Biz şapkamızı alıp çekildikten sonra bile o topraklar öylesine büyük olaylar yaşadı ki, bugün bile etkileri en sıcak haliyle hissediliyor.

Yeni Pazar'daki Leylek Camii

Yeni Pazar’daki Leylek Camii

II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Yugoslavya çok toplumlu ve çok dinli bir federasyon olmakla birlikte, ana unsuru ve en güçlü etnisitesi Sırplar idi. Kendisini “Bağlantısızlar” grubu içerisinde tanımlamakla birlikte devletin sosyalist kimliği, Doğu Bloku’ndaki çözülmenin akabinde Yugoslavya’nın da 1992’den itibaren dağılmasını beraberinde getirdi. 7 ayrı devlete bölünen Yugoslavya’nın başkenti Belgrad Sırbistan’da kaldı.

Belgrad Kalesi'nin Kral Kapısı ve Victor Anıtı

Belgrad Kalesi’nin Kral Kapısı ve Victor Anıtı

Sırplar’ın bu bağımsızlık hareketlerini kabullenemeyişi, daha doğru bir ifadeyle “hazmedemeyişi” neticesinde yaşanan insanlık dışı eylemleri bugün herkesin hafızalarında tazeliğini koruyor. Balkanlar’a yapılan seyahatlerde, eski Yugoslavya’nın tamamında olmasa da (Hırvatistan, Slovenya gibi), büyük bir bölümünde (Bosna Hersek, Kosova gibi) yaşanan bütün bu trajedilerin izlerini görme imkânı oluyor. Konu Balkanlar olunca “tarih”ten bağımsız bir gezi yazısı yazmak mümkün olmuyor. Yine de tarih faslını burada kesip güncele geçelim.

Burası Sırbistan’da bir otoyol dinlenme tesisi

Burası Sırbistan’da bir otoyol dinlenme tesisi…

Sırbistan, Balkanlar’ın önemli bir kavşak noktasında bulunuyor. Türkiye’yi Avrupa’nın diğer bölgelerine bağlayan önemli bir hat Sırbistan topraklarından geçiyor. Bu sebeple Sırbistan’daki ana güzergâhlarda seyahat eden tırların büyük bölümü bizim şirketlerin Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasında taşımacılık yapan araçları. Sürekli Türk şirket adlarını okuyarak ilerliyorsunuz kısacası. Otoyol üzerinde bir de kocaman tabelâsıyla Bayburt Tesisleri var. Bayburtlu bir şahsın açtığı bu yerde mescit, helâl gıda, Türk yemekleri gibi lâtif ikramlar var, kendinizi memleketinizde hissettiren.

Aziz Sava Katedrali'nin içi

Aziz Sava Katedrali’nin içi

Balkanlar’da Müslümanların daha yoğun bulunduğu yerlere nazaran Sırbistan’da pek fazla Türk yatırımına rastlanmıyor. Bazı Türk firmalarının tabelalarına orada burada denk gelseniz bile, başta Bosna Hersek olmak üzere diğer bazı ülkelere kıyasla bu sayının azlığı dikkat çekiyor. Bunda yakın tarihin zihinlerde oluşturduğu olumsuz imaj mı daha etkilidir, yoksa Sırbistan’ın yabancı sermayeye ya da özel olarak Türk yatırımcısına yönelik olumsuz bir tutumu mu vardır, bilmiyoruz. Belki de bizim gibi oraları gezip dolaşanların “bakın buralarda yatırım yapılacak bakir alanlar var” gibi hatırlatmalarına ihtiyaç bulunuyor.

Belgrad Kalesi'nde Damat Ali Paşa Türbesi

Belgrad Kalesi’nde Damat Ali Paşa Türbesi

Sırbistan’ın tarihi bölgelerini gezerken doğal olarak çok sayıda Osmanlı eserine rastlıyorsunuz. Bunların birçoğunun öyle ya da böyle korunmuş olmasına şaşırmakla birlikte mutlu olmamak elde değil. Belgrad sayfamda örneklerini verdiğim üzere yer adlarının pek çoğunun Osmanlı dönemindeki orijinal haliyle kullanılmaya devam etmesi de ayrı bir sevinç kaynağı. Bununla birlikte her şey dört dörtlük değil tabii ki. Karşı cephelerde konumlandığımız yıllar ve oluşan düşmanlıklar çok şeyi silip süpürmüş. Belgrad’da ibadete açık tek bir caminin kalmış olması bunun en somut örneği.

*******************

Sırbistan hakkındaki bu genel girişten sonra BELGRAD ve YENİ PAZAR (NOVİ PAZAR) yazılarım için tıklayın.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.