İtalya Gezi Rehberi
Roma’dan miras…
İTALYA
6 Şubat 2021
Güncelleme: 17 Ocak 2026
Bizi bu ülkeyle ilk olarak çocukluğumuzda okuduğumuz Tarkan adlı çizgi roman tanıştırdı. Bir dönem İtalya’da yaşayan merhum Sezgin Burak’ın çizimleri ile aşina olduk Roma’nın sütunlu yapılarına, taht kavgalarına, Yeşillerle Mavilerin rekabetine, gladyatör dövüşlerine, Avrupa Hunlarının akınlarına… Zaman zaman Hun Türk’ü Tarkan’ın Romalı dilberlerle yaşadığı aşklarla renklense de bu çizgi roman Roma İmparatorluğu’na dair zihnimize sağlam izler nakşetti.
Gladyatör dövüşleri ile bilinen Kolezyum
İşte günümüzdeki İtalya, tarihin en büyük ve en güçlü devletlerinden biri olan Roma İmparatorluğu’nun dünyaya yayıldığı coğrafya. Efsaneye göre devletin ilk kuruluşu, kral olan amcaları tarafından bir sepet içinde Tiber Nehri’ne bırakılan, lakin dişi bir kurt tarafından kurtarılarak emzirilen Remus ve Romulus kardeşlere dayandırılıyor. Taht kavgasında kardeşi Remus’u öldüren Romulus tarafından MÖ 753 yılında kurulduğu, Roma adının da Romulus’tan geldiğine inanılıyor.
Remus ve Romulus’u emziren kurt heykeli Capitoline Müzesi’nde bulunuyor. Arka plandaki heykel ise İmparator Marcus Aurelius’a ait.
Çocuğu emzirip kurtaran, insanlara yol gösteren kurt figürü Türk mitolojisinde de rastladığımız bir konu. Toplumların kendi varlıklarını birtakım olağanüstü olaylara dayandırma ihtiyacını ortaya koyan örnekler bunlar. Tabii herkesin Asena’sı kendine. Diğer taraftan kardeşin kardeşi katletmesi Habil ile Kabil kıssasından, sepet içinde nehre bırakılan çocuk figürü ise Hz. Musa (AS) kıssasından ilham almış gibi.
Romulus’un katlettiği kardeşi Remus’un çocukları tarafından kurulan Siena
Roma İmparatorluğu tarihi süreçte Atlas Okyanusu’ndan Hazar Denizi’ne, Kuzey Afrika’dan Kafkaslar’a kadar devasa bir coğrafyaya hükmediyor. Sonradan ikiye bölünmesine rağmen her parçası ayrı bir “imparatorluk” haline geliyor. Batı’daki imparatorluk 476 yılına kadar yaşıyor. Doğu’daki imparatorluk, yani Bizans ise 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethine kadar bin yılı aşkın bir süre ayakta kalıyor. Bunları birbirinin devamı saydığımızda inişler ve çıkışlara rağmen tarih sahnesinde 22 asır hüküm süren bir medeniyetten bahsetmiş oluyoruz. Genel kabule göre Batı Roma’nın yıkılması Ortaçağ’ı başlatıyor, Doğu Roma’nın yıkılması ise sona erdiriyor.
Floransa Katedrali
Roma İmparatorluğu’nu büyük ve güçlü kılan şey sadece uzun süre yaşaması ya da topraklarının genişliği değil. Söz konusu olan “bu dünyaya hükmetmek” ise tarihte Roma’nın seviyesini yakalamış bir imparatorluk yok. Devlet yönetimi, siyaset, hukuk düzeni, sanat, kültür, mimari ve daha birçok alanda dünya mirasına yaptığı katkı tartışılmaz. Günümüz dünyasına en fazla sayıda elle dokunulur, gözle görünür eser bırakan medeniyetin adı Roma. Amerika dâhil olmak üzere Batı dünyası bir medeniyet inşa etmişse bunda Roma’nın etkisi inkâr edilemez.
Venedik’te Rialto Köprüsü
İmparatorluğun tek merkezden yönetilmesi imkânsız hale gelince 330 yılında Konstantinopolis, yani İstanbul ikinci başkent olarak kabul ediliyor. Adına da bir süre “Nova Roma”, yani “Yeni Roma” diyorlar. Zamanla yeni başkent İstanbul, eski başkent Roma karşısında daha fazla önem kazanıyor ve imparatorluğun sıklet merkezi haline geliyor. Doğu ve Batı ayrışması yaşanınca da Doğu Roma’nın başkenti olarak devam ediyor. Bu süreçte Roma şehrindeki yapılaşmanın benzeri İstanbul’da inşa ediliyor. İstanbul’a ait eski resimlerde kale surlarından yönetim binalarına, mabetlerden stadyuma, heykellerden dikili taşlara… dünya kadar eserin inşa edilmiş olduğu görülüyor. Özellikle tarihi yarımada Roma şehrinin tarihi bölgesine benziyor.
Toskana bölgesinin kuleleriyle meşhur kasabası San Gimignano
Bugün İstanbul’da birkaç parça hatıra dışında bu manzaradan eser yok. Yakılan, yıkılan, yok edilen, kaçırılan, neticede yanıp bitip kül olan bir tarih. İtiraf etmesi çok hazin ama tarihi korumayı beceremediğimiz, dahası bu yönde bir derdimiz olmadığı açık. Daha eskiyi bir yana bırakalım, yakın tarihten eserleri bile muhafaza edemiyoruz. Rantın cazibesi her yere, herkese hükmediyor. Tarihe saygı, kültürel mirası koruma gibi idealler zaten çok uzak da, hiç olmazsa ekonomik sebeplerle korusaydık. Roma İmparatorluğu’nun iki başkentinden biri olabildiğince korunduğu için para basıyor, diğeri talan edildiği için o mirastan faydalanamıyor.
Roma’da Trevi Çeşmesi, nam-ı diğer Aşıklar Çeşmesi
Son seyahatimizde bir kez daha gördük ki İtalya sahip olduğu mirası gururla sahipleniyor ve koruyor. Roma’da, Floransa’da, Milano’da ve her yerde binlerce yıllık tarih gözünüzün önünde, dokunabileceğiniz kadar yakında. Hal böyle olunca ülke yıl boyu gelen ziyaretçilerle dolup taşıyor. Biz ortamın biraz sakinleşeceğini düşünerek son seyahatimizi Ekim ayının ikinci yarısında yapmamıza rağmen her yerde yoğun kalabalıkla karşılaştık, çoğu yerde sıra beklemek zorunda kaldık. Bazı müzelerin biletleri haftalar öncesinden tükeniyor. Restoran, kafe, dondurmacı gibi mekânların çoğunda sıra beklemek gerekiyor. Kısacası İtalya’yı hakkıyla gezmek için para yetmiyor, yeterince geniş bir zaman da lazım.
Alayına isyan…
Bu ziyaretçi yoğunluğu yerel halkın hayatını zorlaştırdığı ve fiyatları artırdığı için “artık yeter, gelmeyin kardeşim” sesleri yükselmeye başlamış. Ulaşım, müze giriş ücretleri gibi konularda turistlere yönelik tarifeler ha bire artırılıyor. Hatta yaz döneminde Venedik’e giriş için ücret ödemek gerekiyor.
Milano Katedrali önünde poz
İnternetteki turizm istatistikleri birbiriyle alakasız rakamlar veriyor da kanaatim o ki İtalya’yı ziyaret eden turist sayısı söylenenlerden çok daha fazla. Bu belirsizliğin temel nedeni İtalya’nın Schengen sistemine dâhil olması, böylece kayıtsız kuyutsuz giriş çıkışların çok olması.
Venedik’te San Marco Meydanı
İtalyan yönetim sistemiyle ilgili bir hususa da kısaca değinmem gerek. O da II. Dünya Savaşı’nın bitimine kadar yaşadıkları Faşizm tecrübesi ve Mussolini’nin totaliter yönetiminden çıkardıkları derse dair. İtalyanların o günlerde yaşananlardan ağızları öylesine yanmış ki, yeniden totaliter ya da diktatoryal yönetimler işbaşına gelmesin diye sistemi “çok merkezli” olacak şekilde kurgulamışlar.
Bir dönem Cem Sultan’ın da rehin tutulduğu Kutsal Melek Kalesi
Böylece o günden bu yana iktidar tek bir elde toplanmıyor, ülke hep koalisyonlarla yönetiliyor. Bazen beş ya da altı partinin oluşturduğu koalisyonlar kuruluyor. Ülke zaman zaman siyasi ve ekonomik krizler yaşasa da bir şekilde istikrarını korumayı başarıyor. Bugün Avrupa Birliği içerisindeki ağır toplardan biri. Dünyanın ise 8. büyük ekonomisi.
Pisa Katedrali ve eğik Pisa Kulesi
İtalya coğrafyasının çok renkliliği, Akdeniz’in içine uzanan çizme şeklindeki haritasıyla kendini ifşa ediyor. Kuzey sınırını çizen Alp Dağları kadar yüksek olmasa da, ülke genelinde çok fazla dağlık alan var. Akdeniz’in en büyük iki adası olan Sicilya ve Sardinya da İtalya’ya ait. Fiziki coğrafya, ülke genelinde yükseltilerle düzlüklerin, kıyılarda ise girintilerle çıkıntıların ahengi ile güzelleşiyor. Buna bir de doğayla uyumlu yapılaşmayı eklediğinizde seyrine doyum olmayan görüntüler çıkıyor karşınıza.
Toskana bölgesinde Siena’nın tarihi sokakları
Bu söylediklerimden de anlaşılacağı üzere İtalya bir ziyaretçi için çok fazla imkâna sahip. Ne tür bir tatil ya da seyahat istiyorsanız ona cevap verebilecek bir ülke. Burada özellikle İtalyan ve Amerikan sinemasının bu güzelliklerin tanıtımındaki rolüne değinmek isterim. Senaryoları oldukça zayıf bazı sinema filmleri doğrudan tanıtım mesajları vermese de arka planda öyle görüntülerle sunuluyor ki hayran olmamak elde değil. Kendi adıma özellikle Toskana bölgesine mutlaka gitme arzusunun böyle filmler sayesinde uyandığını belirtmem lazım.
Floransa’nın tarihi bölgesi, karşıda Eski Saray (Palazzo Vecchio)
İtalya öteden beri Avrupa kıtasının önde gelen aktörlerinden biri olmakla birlikte, İtalyan halkının Akdenizli karakteri Avrupalı karakterinden daha öndedir denebilir. Akdenizli yönleri ise oldukça “atipik”tir, yani kendine has özellikler taşır. Fazlaca heyecanlı, hep yüksek sesle konuşan, iletişimde vücut dili ve el-kol hareketlerinden vazgeçemeyen bir insan profilinden bahsediyorum. Bu karakterine rağmen İtalyan halkının trafikte heyecanını yendiğini, kurallara azami derecede saygı duyduğunu, mesela yayaların geçiş hakkını titizlikle gözettiğini görerek kendi adımıza bir kez daha hayıflandım. Araç sayısı artıp trafik yoğunlaştıkça kurallara daha fazla özen göstermemiz gerekirken gittikçe daha kuralsız, birbirine saygısız bir toplum haline gelmemiz gerçekten üzüyor insanı. Neyse, konumuz bu değil.
İlk Venedik ziyaretimden. Yıl 1989.
Bugüne kadar İtalya’ya üç seyahatim oldu. İlk olarak 1989 yılında İngiltere’de bulunduğumuz dönemde birkaç arkadaşla birlikte yaptığımız Avrupa seyahati sırasında Roma ve Venedik’i görme imkânımız oldu. Roma’da iken doğal olarak Vatikan’ı da ziyaret ettik. İkinci seyahatimi 2015 yılında resmi gereklerle Milano’ya yaptım. Nihayet 2025 yılında eşimle birlikte on günlük turistik bir seyahat yaparak Roma (ve tabii Vatikan), Floransa, Siena, San Gimignano, Pisa ve Venedik’i gezdik.
Bir San Gimignano manzarası
Turistik seyahatlerde genellikle daha popüler ve daha merkezi yerlere gidiliyor. Bundan biz de istisna değiliz. Oysa ülkeleri yeterince tanımak için daha az popüler, daha az turistik ve daha kırsal yöreleri de ihmal etmemek gerekiyor. Büyük şehirlerden uzaktaki bu tür yerler doğal güzelliğin, beşeri coğrafyanın ve insan dokusunun daha az bozulduğu, böylece gezmenin daha fazla keyif verdiği bölgeler. Bazı ülkelerin bu özelliği diğerlerinden daha belirgin.
Roma’da II. Vittorio Emanuele Anıtı, diğer adıyla Ulusun Mihrabı
İşte İtalya, büyük merkezlerin dışında da görülmeyi fazlasıyla hak eden coğrafyalara sahip ülkelerden biri. Ülkenin özellikle güneyine indikçe kırsal karakterin ve geleneklere bağlı hayat tarzının daha öne çıktığını görmek mümkün. Bu yüzden imkân bulanların büyük kentlerin dışındaki İtalya’yı da dura-konaklaya görmelerinde fayda var. Köy ve küçük kasabalarda konaklayıp doğal güzelliğin keyfini çıkarmak, yerel halkla hemhâl olmak, Akdenizliliğin ortak dilinde buluşmak hoş bir tecrübe olsa gerek.
Sayın Valim
Yazınızı okurken tekrar İtalya sokaklarında gezdik anılarımız tazelendi insanları gözümüzde canlandı.
Trafikte yayalara yol verme ve trafiğe anlayışlı olmada dünyanın çoook gerisindeyiz insan yaşayınca anlıyor ama konumuz bu değil 😊
Tarihi değerlerimize sahip çıkan ve onların koruyan nesiller yetiştirmek ümidiyle saygılarımı sunuyorum ❤️
Çok güzel dilekler bunlar. İnşallah kendimize biraz daha çekidüzen veririz. Selamlarımla iyi okumalar dilerim…
Kıymetli abim. Bende de en başta gezip görülmesi gereken yerler listesinin başına geçti İtalya.
Gezme Keyfi okumanın böyle bir zararı var. Bütçeye :))
Elde bir miktar paran varsa sorun yok. Gezmekten daha iyi bir sebep bulacak değilsin ya. Gez gitsin…
Çok yararlandım, teşekkürler Sn. Valim.
Ben teşekkür ederim.
Hun Türkü, Türk ‘ü olması gerekiyor keşke Etrüsk’lerden de söz etseydiniz. Sümer mitolojisi sonra tüm dinlerde var oluyor. Genel bilgiler niteliğinde yardımcı olmak amacıyla yazdım. Yoksa şahane bir yazı olmuş.
Böyle dikkatli okura can feda. Bu sitede en önemsediğim konuların başında Türkçe’ye olan hassasiyet geliyor diyebilirim. Hun Türkü şeklinde yazmanın doğru olduğunu düşündüğüm için öyle yazmıştım. Madem sizin işaret ettiğiniz şekli doğru, o halde hemen düzeltiyorum. Tarihi konulara daha fazla girdiğimizde yazı amacından uzaklaşıyor diye belli bir ölçüde tutmaya çalışıyorum. Etrüskler konusu da böyle. İlginize teşekkürler…
Sayın Valim, bildiğimiz bilmediğimiz birçok şeyi bize yaşattınız . Çok teşekkür ediyorum Nice sağlıklı seyahatler diliyorum.
Çok teşekkür ederim. İyi okumalar…
Sağolasın Muammer çok güzel anlatmışsın, eline emeğine sağlık
Çok teşekkürler. İyi okumalar…
Gezdiğimiz bircok yeri tekrar görmüş gibi oldum,kalemine sağlık ,sevgiyle…
Çok teşekkür ederim. Keyifli okumalar…
Harika bir yazı sayın Valim,hafızalarımızı tazeledik,elinize sağlık.
Çok teşekkür ederim Sevgili Cemil Bey. Keyifli okumalar dilerim…
Sayın Valim.
Sayenizde İtalyan’ın üzerinden şöyle bir geçmiş olduk. Görmek için de bir arzu oluştu.
Ancak kalabalıktan; sıra, kuyruk vs’den de biraz korktuk.
İnşaAllah bilhassa kırsalıyla görmek nasip olur.
Çok güzel bir anlatım. Teşekkür ederim.
Gönlünüze ve kaleminize sağlık.
Kıymetli abim, merak etme, nimeti külfetinden bol bir yer İtalya. Her hal ve şartta gitmek lazım. Selamlar…
Her zaman olduğu gibi, adıyla mütenasip keyifli ve hap gibi bir gezi notu olmuş elinize sağlık.
Okurken sizin de dediğiniz gibi kaybedilen sadece fiziki eserler değil insani ve kültürel değerler de yok oluyor. Estetiği, romantizmi, insanı insan yapan tüm tüm değerleri de öğütüyoruz. Yetmiyor bu zihniyeti de kutsuyoruz.
Elinize sağlık…
Çok doğru tespitler. Gezerken her adımda kendi durumumuzu düşünüp bir mukayese yapıyor insan. Tabii her seferinde üzülüp hayıflanarak…