Fransa Gezi Rehberi

PARİS

 

 

Bir Paris manzarası

Bir Paris manzarası

15 Mayıs 2021

PARİS için öteden beri “Romantizmin Başkenti”, “Âşıklar Şehri” gibi tanımlamalar yapılır. Paris, hiç hak etmediği halde turist çekmek için bu türden “reklam kokan”, kel alaka yakıştırmaların yapıldığı bir şehir asla değil. Aksine, sokaklarında buram buram romantizm kokan, mimarinin, sanatın, estetiğin gözünüzden ziyade ruhunuza hitap ettiği nadir kentlerden biri. Bu yönüyle alışkanlık yapan, bir daha, bir daha gitme arzusu uyandıran bir kent…

Tuileries Bahçesi

Tuileries Bahçesi

Bu hissiyatımı zaman zaman test etme ihtiyacı duyduğumu itiraf etmem gerek. Zira Paris, benim İngiltere’de tahsil yaparken arkadaşlarla çıktığım Avrupa seyahatinin ilk durağı, “ilk göz ağrılarımdan biri” idi. Acaba bu şehri bu kadar beğenmemde henüz mukayese yapabilecek yeterli “malzeme”ye sahip olmamamın rolü var mıydı?

Paris Opera binası

Paris Opera binası

El-cevap: Birincisi, Paris’ten önce birkaç sefer Londra’yı görmüştüm ve Londra, onca beğenmeme rağmen zamanla beğeni katsayımın düştüğü, bazen sıkıcılaşan bir kente dönüştü benim için. Paris ise tam aksine, her seferde yine sevdiğim, bulunmaktan keyif aldığım bir yer olmaya devam etti. İkincisi, Paris’e dünyayı bir parça tanıdıktan sonra da, farklı mevsimlerde, farklı vesilelerle ve farklı yaşlarımda defalarca gittim ve Paris hakkındaki bu düşüncem daha da billurlaştı.

Başlangıçta Kilise olarak inşa edilen Panthéon, sonradan Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Émile Zola, Pierre ve Marie Curie, Alexandre Dumas gibi şahsiyetlerin gömüldüpü bir anıt-mezara dönüştürülmüş.

Başlangıçta kilise olarak inşa edilen Panthéon, sonradan Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Émile Zola, Pierre ve Marie Curie, Alexandre Dumas gibi şahsiyetlerin gömüldüğü bir anıt-mezara dönüştürülmüş.

1989’daki hissiyatımızla kıyaslamaya devam edelim: Londra’da iklimin de etkisiyle herkes başta pub’lar olmak üzere kapalı yerlerde vakit geçirirken, Paris’e gittiğimizde ilk dikkatimizi çeken şeylerden biri, dışarı taşmış kafe ve restoranlar ile cıvıl cıvıl sokaklar olmuştu. Bir de Londra’da insanların genellikle salaş kıyafetler tercih ettikleri, buna karşılık Paris’te kadın olsun erkek olsun çoğunluğun oldukça şık giyindiği dikkatimizi çekmişti.

Paris'in lüks mağazalar bölgesi: Haussmann Bulvarı

Paris’in lüks mağazalar bölgesi: Haussmann Bulvarı

Paris gezginler için sayısız alternatif sunan, yapılacak çok şeyi, görülmeyi hak eden çok yeri bulunan, bu açıdan olağanüstü zengin bir şehir. Kültür, sanat, moda, alışveriş, gastronomi, velhasıl pek çok açıdan cazibesi olduğu için dünyanın her yöresinden müdavimleri var. Kesinlikle ucuz bir şehir değil, bu da cazibesinin bedeli tabii ki…

Eyfel Kulesi'ni bir de gece görmek lazım...

Eyfel Kulesi’ni bir de gece görmek lazım…

Görülecek yerlerin bazısı sembolik değeri olan eserler: Zafer Takı, Eyfel Kulesi, Notre Dame Katedrali gibi. Bazısı sırf orada bulunmaktan, vakit geçirmekten hoşlanacağınız noktalar: Belli başlı meydan ve parklar ile Sen Nehri kıyısı gibi. Ama bu şehrin şu veya bu özelliği ile ön plana çıkmayan o kadar çok semtleri ve sokakları var ki, buralarda sadece gezinmek, boş boş dolanmak bile keyifli. Sıradan binalarda bile mimarların ve heykeltraşların birbirleriyle yarışırcasına ortaya koydukları eserlere bakıp hayranlık duyuyorsunuz.

Notre Dame Katedrali'nin içinde

Notre Dame Katedrali’nin içinde

Paris’te görülmesi gereken mekânları bir-iki günde dolaşmak mümkün değil. Ayrıca bu mekânların tamamını yürüyerek görürüm diye bir düşünceye de kapılmamak gerek. Paris çok büyük bir şehir, görülmesi gereken yerler ise oldukça dağınık. Onun için şehir içindeki en iyi ulaşım alternatifi, 1900 yılından beri kullanımda olan Paris Metrosu. Yerin altını bir örümcek ağı gibi saran, kentin her bölgesine ulaşan ve diğer ulaşım araçlarına aktarma imkânı da veren Paris Metrosu dünyanın en iyilerinden.

Paris Büyük Camii

Paris Büyük Camii

Şimdi Paris’in görülmesi gereken yerlerinden daha ön planda olanlarına kısa kısa değinelim.

Zafer Takı

Zafer Takı

Şehrin bir bölgesinin sıfırdan planlandığını, caddelerin bir merkezin etrafına güneşin ışınları gibi dağıtıldığını düşünün. İşte bu şekilde kurgulanmış bir bölge var ve merkezinde Zafer Takı (Arc de Triomphe) bulunuyor. Austerlitz Savaşı’da elde edilen galibiyet üzerine Napolyon tarafından yapımı emredilmiş. Zafer Takı’nın 1806’da başlayan inşaatı ancak 1836’da tamamlanabilmiş. Altına sonradan I. Dünya Savaşı’nda ölen Fransız askerlerinin anısına bir de meçhul asker anıtı eklenmiş.

Şanzelize Bulvarı'nda gençlik zamanları. Yıl 1989...

Şanzelize Bulvarı’nda gençlik zamanları. Yıl 1989…

Zafer Takı’nın karşısında 2 km boyunca Şanzelize Bulvarı (Avenue des Champs-Élysées) uzanıyor. “Champs-Élysées” yazılan bir ibarenin “Şanzelize” diye okunması da Fransızca’nın bir azizliği. Çok geniş olan bu bulvar, etrafındaki lüks mağazalar, pasajlar, yeme içme mekânları ve zaman zaman yapılan toplumsal etkinliklerle yerli ve yabancı herkesin buluşma noktalarından biri. Bir Paris klasiği kesinlikle. Bulvarın diğer ucunda Sultanahmet’teki Dikilitaş’a çok benzeyen Luksor Dikilitaşı’nın bulunduğu Concorde Meydanı (Place de la Concorde) var.

Louvre Müzesi ve girişindeki cam piramit

Louvre Müzesi ve girişindeki cam piramit

Concorde Meydanı’ndan devam edip şehrin en güzel parklarından biri olan Tuileries Bahçesi’ni de geçtikten sonra Louvre Müzesi’ne (Musée du Louvre) geliyorsunuz. Eski kraliyet sarayının içinde hizmet veren müze, dünyanın en büyük ve en güzel müzelerinden biri. Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosu dâhil, dünyanın birçok bölgesinden getirilen eserlerle Bir Paris seyahatinin olmazsa olmazı. Biz müzeyi görmek üzere bilet sırasında beklerken o gün girişin ücretsiz olduğunu öğrendik. Bizim için bir şans olmuştu ama ücretsiz günler kalabalığın daha fazla olduğu günler, ona dikkat.

Sen Nehri içindeki bir adacıkta Özgürlük Anıtı'nın bir benzeri var. Fransız İhtilali'nin 100. yılı anısına Amerikalılar tarafından hediye edilmiş.

Sen Nehri içindeki bir adacıkta Özgürlük Anıtı’nın bir benzeri var. Fransız İhtilali’nin 100. yılı anısına Amerikalılar tarafından hediye edilmiş.

Şehrin içinden kıvrılarak akan Sen Nehri (La Seine), Paris romantizmini katmerleyen bir role sahip. Sen Nehri’nin kenarında yapılan yürüyüşler, mevsimine ve hava durumuna göre değişen bir duyguya sürükler insanı. Sıcakta ayrı, yağmur ve karda ayrı… Üzerindeki sanat eseri köprülerin her birinin farklı bir hikâyesi var. Nehir boyunca yapılacak bir tekne turu ise Paris’i değişik açılardan görme imkânı verir.

Eyfel Kulesi

Eyfel Kulesi

Paris’in siluetinde mutlaka yer alan Eyfel Kulesi (La Tour Eiffel), Fransız İhtilali’nin 100. yılında, Paris Expo’su münasebetiyle inşa edilmiş bir eser. İlk yapıldığında çoğunluğun Paris’e yakışmayan bir demir yığını olarak görüp hiç beğenmediği ve aleyhinde protesto gösterileri düzenlediği bir garip yapı. Yapımından yirmi yıl sonra yıkılması düşünülürken bugün Paris’in en önde gelen sembollerinden biri haline gelmiş.

Eyfel'in  yakınlarında poz

Eyfel’in yakınlarında poz

Eyfel Kulesi’ni çoğunluğu yabancı turistler olmak üzere yılda 7 milyon kişi ziyaret ediyor. Uzaktan bakıp fotoğrafını çekenler hariç tabii. Bu kadar ziyaretçiyle adeta bir darphane gibi çalışıyor. Özellikle güzel havalarda ayaklarının dibinde sıra bekleyenler metrelerce uzunluğu bulan kuyruklar oluşturuyor. Dört ayağındaki asansörler sizi ikinci kata kadar çıkarıyor. En üste çıkmak için asansör değiştiriyorsunuz. Tabii merdivenlerden çıkmak gibi bir çılgınlık yapmazsanız.

Eyfel'in tepesinden Paris manzarası

Eyfel’in tepesinden Paris manzarası

1989 yılındaki ilk ziyaretimizde grubun çoğunluğuna uyarak 115 metre yükseklikteki ikinci kata kadar çıkmıştık. Yıllar sonra tek başıma gittiğimde 276 metre yüksekte yer alan üçüncü, yani en üst kata çıkıp Paris’i buradan temaşa ederek içimde kalan ukdeyi giderdim. Belirtmem gerek ki, rüzgârın sert estiği zamanlarda kulenin özellikle üst bölümleri insanı ürkütecek derecede sallanıyor.

Notre Dame Katedrali'nin girişi

Notre Dame Katedrali’nin girişi

Sen Nehri’ndeki bir adacığın üzerine inşa edilmiş olan Notre Dame Katedrali, (Cathédrale Notre Dame) Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri. Başka yerlerdeki kiliselerin adında da sıkça rastladığımız “Notre Dame”, İngilizce kullanımıyla “Our Lady”, “bizim leydimiz, kadınımız” manasına geliyor. Bu da Hz. Meryem’i ifade ediyor. Yani Hz. Meryem’in adının verildiği çok sayıdaki mabetten birisi bu.

Concorde Meydanı'ndaki Luksor Dikilitaşı

Concorde Meydanı’ndaki Luksor Dikilitaşı

Katedralin 1163 yılında başlayan inşaatı 1345 yılına kadar sürüyor. İnşaatın bu kadar uzun sürmesinin başka sebepleri vardır mutlaka, fakat böylesine ince işçilik gerektiren bir eserin kısa sürede bitmesi daha şaşırtıcı olurdu. Gerçekten de katedralin hem içindeki, hem de dışındaki sanatsal ve estetik standart öylesine yüksek ki, başka yerlerde Gotik eserler inşa etmeye niyetlenenlerin işi epeyce zorlaşmıştır sanırım. 2019’daki yangında ağır hasar gören katedralin restorasyonuna kısa sürede toplanan bağışlarla start verildi ama restorasyonun beş yıl sürmesi planlanıyor.

Montmartre yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğrayan canlı bir semt

Montmartre yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğrayan canlı bir semt

Paris kent merkezinin kuzey kısmında, en yüksek rakımlı tepeye kurulmuş olan Montmartre, Arnavut kaldırımlı sokakları, sempatik meydanları, sanat atölyeleri, küçük dükkânları ve hoş kafeleri ile buram buram sanat kokan “bohem” bir semt.

Ressamlar Tepesi'nde kısa sürede resminizi çizdirebilirsiniz

Ressamlar Tepesi’nde kısa sürede resminizi çizdirebilirsiniz

Burası “Ressamlar Tepesi” diye de adlandırılıyor, çünkü Tertre Meydanı’nda (Place du Tertre) çok sayıda ressam hem çiziyor, hem satıyor. Orada dolaşırken Türk olduğumu anlayan bir ressam bana kırık bir Türkçe ile “abi, gel şuradan bir resim al, biz de beş-on kuruş kazanalım” tarzında bir şeyler söylemişti. Adam Rumen’miş. Türkçe’yi nerede öğrendiğini sormadım.

“Kutsal Kalp”, yani Sacré-Cœur Bazilikası

“Kutsal Kalp”, yani Sacré-Cœur Bazilikası

Montmartre’ın zirvesine kondurulan ve “Kutsal Kalp” anlamına gelen Sacré-Cœur Bazilikası (Basilique du Sacré-Cœur), bulunduğu konumun da sağladığı avantajla son derece estetik bir tarzda inşa edilmiş. Yapımı 1875-1914 yılları arası. Alışılmışın dışında bir mimariye sahip olan bu beyaz kilise, Paris’in en çok ziyaret edilen noktaları arasında bulunuyor.

Versay Sarayı'nın ihtişamlı salonlarından biri

Versay Sarayı’nın ihtişamlı salonlarından biri

Versay Sarayı (Le Château de Versailles) şehir merkezinin 20 km kadar dışında yer alan olağanüstü görkemli bir eser. Gerçi Versay Sarayı’nı tarif etmek için “eser” kelimesi oldukça mütevazı kalıyor. Burası 17. asrın başlarında kraliyet ailesinin av alanı olarak kullanılmaya başlıyor ama sonradan Avrupa’nın en ihtişamlı saraylarından biri haline geliyor.

Versay Sarayı'nın bahçeleri

Versay Sarayı’nın bahçeleri

Sarayın Barok tarzı inşa edilen binaları zaten yeterince görkemli, bir de salonlarında o dönemin en maharetli sanatçılarının elinden çıkan her biri birbirinden gösterişli eserler sergileniyor. Devasa bir alanı kaplayan bahçeler ise bu ihtişamı tamamlar güzellikte. Kısacası meraklı bir ziyaretçinin Versay Sarayı’nda bir tam günü dolu dolu geçirmesi mümkün.

Zafer Takı'nın altındaki meçhul asker anıtı

Zafer Takı’nın altındaki meçhul asker anıtı

Bu anlattıklarımın dışında da Paris’in görülmeyi hak eden o kadar çok yeri var ki, saymaya kalkarsam bu yazının sıkıcı bir turizm rehberine dönüşmesinden endişe ederim. Bu sebeple bazı yerlerin fotoğraflarını aralara serpiştirmekle yetiniyorum.

Bir Paris manzarası

Bir Paris manzarası

Bir kez daha vurgulamak isterim ki Paris, başka pek az şehre nasip olacak bir turistik zenginlik ve çeşitlilik sayesinde kendisini ziyaret edenleri asla hayal kırıklığına uğratmayacak, bir ziyaretin katiyen yeterli gelmeyeceği, her seferde yeni yerler keşfetmenin asla sürpriz olmayacağı bir şehir. Buraya milyonların neden her yıl akın akın geldiğinin izahı da burada yatıyor.

2 Yorumlar

  1. Mehmet Dönmez

    Sayın Valim.
    Yazınızla ve fotoğraflarla Paris’i bir kez daha gezmiş oldum. Bahsettiğiniz her heri ben de gezdim gördüm ama böyle güzel bir anlatımı beceremem şahsen. Her yeri güzel anlatmışsınız.
    Elinize kaleminize sağlık.
    Gideceklere ben de ufak bir tavsiyede bulunayım. Uçaktan iner inmez metro, otobüs ve trenlerde geçerli bir haftalık bir bilet alsınlar. Bir hafta diledikleri kadar binebilirler. (4 sene önce 20 € idi). Aksi halde her binişte 2-3 Euro ödemek gerekir. Hatta havaalanından şehir merkezi 8 Euro.
    Kalacak yer de anb’den oldukça uygun fiyata bir ev ayarlanabiliyor.

    Yanıtla
    • GezmeKeyfi

      Kıymetli Abim, iltifatınıza teşekkürler. Verdiğiniz ilave bilgiler için de sağ olun. Selamlar…

      Yanıtla

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.