Bizim şehirler
ANTALYA
Denizden Kaleiçi manzarası
Çekemedim Akça Kız’ın göçünü
Sırma saçlar bırak döğsün döşünü,
Gülüver de görem mercan dişini
Yol ver bana Çıbık Beli geçeyim.
ANTALYA TÜRKÜSÜ
6 Nisan 2025
Daha önce Hakkâri’de görev yaptığım için gönlüm zorunlu olarak bir kıyaslamaya meylediyor. Biliyorum, Hakkâri ve Antalya kıyaslanması en zor iki şehir. Yine de gönlümün meyline yenik düşerek diyebilirim ki Hakkâri ne kadar “nedret” şehriyse Antalya o kadar “kesret” şehri. Birinde yoksunluk ve yoksulluk, öbüründe varlık ve bolluk…
Kaleiçi semtinin genel görünümü
Bir coğrafyanın sahip olabileceği nimetin azamisini Antalya’ya vermiş Yaradan. Hem bolluk hem çeşitlilik yönünden Antalya’nın sahip olduğu imkân ve güzellik çok az yere nasip olmuş. Kan eksen can biten topraklar, her mevsim başka güzel bir iklim, dağlarla kardeş olup girinti ve çıkıntılarla göz kamaştıran sahil şeridi, ormanlar, nehirler, şelaleler… kısacası tabiat namına aklınıza gelecek her türlü güzellik.
Helikopterden Aspendos Antik Tiyatrosu
Böyle bir coğrafyanın tarihin her döneminde insanların ve devletlerin iştahını kabarttığını tahmin etmek güç değil. Nitekim antik çağlardan beri burası onlarca medeniyete beşik olmuş. 13. asırdan itibaren de Türk hâkimiyeti altında. Bin yılların tarihi mirasını bugünkü sakinleri olan bizler yiyoruz. Antalya vilayetinin geniş coğrafyasının her yerine serpiştirilmiş o kadar çok sayıda antik kent var ki adamlar yememiş içmemiş, taşa toprağa yatırım yapmış diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Gerçi bunların her biri çok özel, fakat Kaş Patara’daki Likya Birliği Meclisi MÖ 1. asra giden geçmişiyle dünyanın ilk demokratik meclisi sayılıyor. Hatta Montesquieu Likya Birliği için “en mükemmel cumhuriyet örneği” diyor.
Alanya Limanı ve Kızıl Kule
Bugüne geldiğimizde Antalya denince akla ilk gelen konu turizm. Yıllar içinde Antalya Türkiye’nin turizm başkenti oldu. Burada Antalya vilayetinin tamamını kastediyorum ve “vilayet” kelimesini özellikle kullanıyorum. Zira bu memlekette neyin ne olduğunu bilmesi gerekenler bile şimdilerde “vilayet” yerine “şehir” demeye başladı. Yükseklerde esen rüzgârın tesiri. İkincisi Antalya’nın ilçeleri ayrı ayrı birer turizm markası haline gelse de hepsi aynı vilayete bağlı ilçeler. Böylece Antalya dediğimizde geniş bir turizm havzasından bahsetmiş oluyoruz.
Lara bölgesinde sıra sıra lüks oteller
Bu havzada oluşan turizmi tanımlamakta kullanılan rakamlar dünya ölçeğinde. Otellerde sunulan hizmetin kalitesi ise çoğu zaman onun da üzerinde. Sadece yaz mevsiminde yapılan deniz turizmi ile yetinmiyor Antalya. Kongre turizmi, spor turizmi ve sağlık turizmi ile kış ayları da hareketli geçiyor.
Demre’de Myra Antik Kenti. Demre, Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikola’nın da doğum yeri.
Turist otele girdikten sonra her şey çok iyi de dışarı adım atınca maalesef yine alıştığımız Türk tipi organizasyon(suzluk) başlıyor. Toplu taşıma yeterli değil, bir yabancının tek başına hareket kabiliyeti zayıf, kazıklama ve dolandırmaya odaklı esnaf tipi çok yaygın, turisti kolundan çekip zorla ve tacizle mal satma alışkanlığından bir türlü vazgeçmeyen dükkân sahibi haddinden fazla, vs. vs. Hal-i pürmelalimiz işte…
Kekova bölgesindeki turistik Kale Üçağız Köyü’ne kara ulaşımı yok. Ulaşım sadece deniz yoluyla yapılıyor.
Yine de turizm 1980’lerden bu yana bu coğrafyanın en önemli dinamiği. Ülke ekonomisine büyük katkısı olan, onlarca farklı sektörü ayakta tutan, on binlerce insanı besleyen bir sektör. Yerliden kat be kat fazla yabancı misafir ağırlandığı için bir tür hizmet ihracatı. İl nüfusunun 6 katı turist geliyor her yıl. İlk sırayı kapma konusunda Ruslar ve Almanlar yarışıyor. Yaz döneminde Antalya’ya inen uçakların kalktığı Rus şehirlerinin çoğunun adını ilk defa duyuyor olmak benim gibi dünya haritasıyla barışık biri için büyük sürprizdi. Rus, Ukraynalı, Belaruslu birilerinin instagram sayfalarına bakın, mutlaka Antalya’da yaptığı tatilin fotoğraflarına rastlarsınız. Türkiye’yi tanımayan ama Antalya’yı ezbere bilen çok insan var oralarda.
Düden Şelalesi’nin Akdeniz’le buluştuğu yer
Yabancıların bu kadar rağbet ettiği bir yer olunca Antalya’yı yurt edinmiş çok sayıda yabancı uyruklunun varlığı şaşırtıcı olmasa gerek. Nitekim il genelinde 80 binin üzerinde yerleşik yabancı yaşıyor. Bunların yarısı Rus, daha sonra Alman ve İngilizler geliyor. Okulları, dernekleri var, zamanla vatandaş olanlar yerel yönetimlerde aday bile oluyorlar. Bir de özellikle kış dönemini Antalya’da geçiren yabancılara rastlanıyor, göçmen kuşlar misali. Kendi memleketlerinde kışı geçirmek pahalı çünkü.
Yörük Festivali’nde ortamın havasına girmek gerek
Turizm böylesine başat bir sektör olunca uzaktan bakanlar Antalya’yı oteller ve plajlardan ibaret sanabilirler. Oysa bir Antalya daha var Antalya’dan içeri. Kıyılardan biraz içeri girince Torosların eteklerinde tam bir geleneksel hayat hüküm sürüyor. Bu hayatın başrolünde hayvanları ile birlikte yörükler yer alıyor. Bir bölümü konargöçer, bir bölümü yerleşik düzende, ama hepsi yörüklüğü ile gurur duyan. Dernekleri ve festivalleri ile yörüklüğü yaşatmaya çalışan.
Side’de Apollon Tapınağı
Maneviyat da bir damar olarak varlığını sürdürür bu ilde. Özellikle kırsal yörelerde inançla geleneklerin harmanlandığı bir maneviyat iklimi kuşatır sizi. Kadir geceleri binlerce insan Elmalı’ya akar, başka yerde Kadir gecesi ihya edilemezmiş gibi. Elmalı’da Vehhâb-ı Ümmi ve Sinan-ı Ümmi, Tekke Köyü’nde Abdal Musa gibi erenlerin huzurunda huzur arar binler.
Yerimizi aldık, gösteri başlasın
Antalya’yı anlatırken tarımdan bahsetmemek olmaz. 1980’lerde turizmde dönüşüm yaşayan vilayet 1990’larda da özellikle örtüaltı tabir edilen sera tarımcılığında bir patlama yaşıyor. İklimin de müsait olmasıyla yılın büyük bölümünde tarım yapılabilir hale geliyor. Pasta büyüyünce özel sektörün dinamizmi devreye giriyor, ar-ge faaliyetleri neticesinde yenilikçi yöntemler ve yeni ürünler piyasaya sürülüyor. Böylece Antalya bitkisel üretimde Türkiye’nin bir numarası oluyor, hem bizim hem de yurt dışı pazarların meyve sebze ihtiyacını karşılayan bir marka haline geliyor. Kumluca gibi orta büyüklükteki bir ilçede üç tane toptancı hali var dersem piyasanın cesameti hakkında bir fikir vermiş olurum belki.
Gün batımında huzur ve dinginliğin resmi…
Antalya’ya dair söylenecek daha çok söz var. Özellikle bazı rakamsal büyüklükler dudak uçuklatacak cinsten. Lakin onlara girersem bu yazının resmi bir brifinge dönüşme riski var. Bu sebeple sadece şöyle bir genelleme yaparak tamamlayayım. Antalya’yı tanımlayan en iyi söz “dinamizm”. Sürekli bir devinim halinde olan, yeniliklere öncülük eden bir yer burası. Bunu sağlayan ise özel teşebbüs. Bir yeniliği çoğunlukla özel sektör getiriyor, devlet ona ayak uyduruyor, ne kadar uydurabilirse. Ve Antalya kendi büyüklüğünün çok ötesinde bir etki ve nüfuza sahip. Bu yönüyle Türkiye’nin vitrini ve reklam yüzü.
Sayın Valim,Antalya ancak bu kadar has ve öz anlatılabilinir.Antalya sizinle geçen yıllarda çok güzeldi.Selam ve Dua ile…
Çok teşekkür ederim İbrahim Bey. Selamlarımla…
👏👏🧿🧿
🌹❤️
Sağ olasın Muammerciğim, Antalya’yı başka bir aşk ve şevk ile yazmışsın, belliki özlemişsin. Çok güzel olmuş. Eline gönlüne kalemine sağlık.
Özlemek işin kişisel yönü, lakin Antalya dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Onca ülkeden milyonlarca ziyaretçi boşuna gelmiyor nitekim.